UYARMAK VATAN BORCUMDUR 45 – Biz Türklüğümüzden İstifa Etmiyoruz

Biz Türklüğümüzden İstifa Etmiyoruz

(Çok Önemlidir, lütfen ihmal etmeyiniz, okuyunuz)

Değerli dostlar,

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök “Türklüğümden istifa ediyorum!” diye bir yazı yazdı. Türkleri bugünkü Kürt açılımının önünde engel görenlerin önünden çekilmek için okuyucularına istifasını sundu. Kendisi bir göçmen çocuğu imiş! Babası; “Burası bizim son vatanımızdır!” diye kendisine telkinde bulunmuş. Ama “Eğer benim Türklüğüm Kürt açılımına engel ise, aha da ben Türklüğümden istifa ediyorum” diyerek güya Kürt açılımının önünden çekildi.

Emperyalizm, yani “Yedi Düvel”, yeni Tanzimat Fermanları, yeni Islahat Fermanları ilan ettiriyor.

Değerli dostlar, 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı’nı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) herhalde bilmeyeniniz yoktur.

Tanzimat Fermanı Gülhane Parkı’nda okunduğu zaman yoldan geçen iki vatandaş kalabalığı görürler. Biraz durup okunan Fermanı dinlerler. Tabii ki okunmakta olan Fermanın dili çok ağırdır, vatandaşlar bir şey anlamazlar. Biri diğerine sorar; bunlar ne diyorlar? Diğeri de şu cevabı verir. “Aslında pek bir şey anlamadım ama GALİBA BUNDAN SONRA GÂVURA GÂVUR DENMEYECEKMİŞ!”

Şimdi “İlahlar yine kurban istiyorlar”. Tanzimat Fermanı yetmedi, Islahat Fermanı (1856) yetmedi, Sultan Abdülaziz’in “hal” edilmesi yetmedi, 31 Mart Vak’ası yetmedi, Sultan Abdülhamit Han’ın “hal” edilmesi yetmedi. Balkan Savaşları, İstiklal Savaşı, Menemen olayı, darbeler yetmedi. Bunların hiçbiri Türk milletini yok etmeye yetmedi.

İlahlar yine kurban istiyor!.

Şimdi geldik aynı yere

“İlahlar yine kurban istiyor!”

Türk milleti kurban olmayacaktır.

“Türklük ayağımın altındadır diyen (acaba kendisini kim zannediyor?) Mehmet Metiner kimdir. Yiğit Bulut kimdir. Eyüp Can, Akif Beki kimdir Allah aşkına!

Daha da ileri gidiniz. Bülent Arınç kimdir. Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak kimdir. Hatta başbakan kimdir!

Biz Türkler, tarihimizde çok engeller gördük. Çok ihanetler gördük. Bunlar da herhalde sonuncusu olmayacaklardır.

Bakınız değerli dostlar, eski AKP milletvekili Tevhit Karakaya’nın sahibi olduğu Star Gazetesi yazarı, en büyük yalaka, dünkü çocuk, F tipinin elini öpen, yalayan Yiğit Bulut köşesinde ne yazmış.

Yazının tarihi 11 Şubat 2013. Başlığı ise şu : “Büyük Barış Süreci ve Pax Presidenta”.

Şöyle yazmış:

(Büyük yazar ya, arkadaş akıl veriyor. Çünkü devir onların devri.)

“Türkiye 1992-2001-2003 arasında “kalıba dökülme” dönemine cevap verdiği 2003-2013 arasındaki ilk 10 yıllık dönemi tamamladı. Bu süreç özellikle “yerleşik yapıların” yerinden oynatılması açısından zor bir dönemdi ve ilkler yaşandı. Yapılar gerçekten yerinden oynadı ama tamamen söküldü demek henüz çok zor.”

Demek ki neymiş efendim, “kalıba dökülme”, “yerleşik yapıların yerinden oynatılması”.

Yani; devletin temelinin tamamen  yerinden oynatılması, el değiştirmesi, Türklerin elinden alınıp bilmem ne mozaiğine teslim edilmesi gibi bir mücadele varmış, öyle mi? Ama bu süreç henüz devam ediyormuş, iki yıllık bir geçiş süreci daha varmış.

Şimdi düşününüz; 10 yıldır bunca hezeyan yaşadık. Ergenekon meselesi, Kürt meselesi, açılım meselesi, Anayasa meselesi, Danıştay, Yargıtay, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu meselesi, Suriye meselesi, eğitim meselesi, Kürt mollalara (mele) kadro verilmesi meselesi, Cumhuriyetin kalıntılarının tümden kaldırılması meselesi, Türk kelimesinin kaldırılması meselesi vs. İstiklal Marşı’na bile, Çanakkale şehitlerine bile, Sayit Onbaşı’ya bile itiraz ettiler. Böyle bir kahraman yok dediler. Böyle hezeyanlar yaşadık.

Hatta “yedi düvel” demeyin, böyle bir şey yok diyorlar. Türk milletinin kahramanlığını inkar ederek kösteklemek istiyorlar.

Türk milletini köle yapmak için ılımlı İslam diye, diyalog diye dinimizi değiştirmeye çalıştılar. İstiklal Savaşımızı, tarihimizi inkar ettiler. Hala da inkar etmeye devam ediyorlar. Çünkü bu sürecin henüz tamamlanmadğını söylüyorlar.

Yani Amerikalılar haklı, İngilizler haklı, ama Türk milleti haksız! İngilizler İstanbul’a girdiğinde mütareke basınında hangi başlıklar atıldığını aşağıda okuyun lütfen. Bugün değişen bir şey olmadığını göreceksiniz.

Bütün bunların hedefi; Türk milletinin mukaddes davasını, vatanını yedi düvele peşkeş çekmektir.  Biz Türkler bu ülkede sığıntı mıyız? Değiliz ama, işte son durum bu noktaya gelmiştir.

“Biz Ümmet”iz diyerek kendileri ile iftihar eden, birçoğunun Müslümanlığı bile kendinden menkul bugünkü basının ileri gelenlerinin kimlerin yanında olduklarını daha iyi anlamak için aşağıya bir önemli yazı alıyorum.

Bu yazıyı okuyun ki, Türkleri kendi vatanlarında neden bazı şeylere engel gösteriyorlar anlayın.

Yazı “Sızıntı” dergisinde yayınlanmıştır. Her zaman bulamayacağınız, okuyamayacağınız bir yazı. Birçoğunuzun merak ettiğine inandığım bir yazı.

Aziz Türk milletinin çocukları, bu yazıyı lütfen okuyun. Bugünkü Ali Kemalleri tanıyın. Türklerin kimlerin önünde engel olduğunu anlayın. Ve artık Allah aşkına bizim de Müslüman olduğumuza inanın. Kendinizin de Türk olduğunuza inanın. Vatanınızın parçalanmak üzere üzere olduğunu anlayın.

Bu yazıda o zamanki hainler isim isim anlatılmaktadır. Bugünün hainlerini tanıma işini lütfen yüz sene sonraya, bir sürü kan, ter ve göz yaşından sonra torunlarınıza bırakmayın.

Bütün vatanseverler birleşiniz.

Uyarmak Vatan Borcumdur.

Mikdat Topçu

14.02.2013

Şimdi aşağıdaki yazıyı lütfen okuyunuz.

 

“MÜTAREKE BASINI”

Murat DUMAN

1.Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İtilaf Devletleri ile Osmanlı arasında 30 Ekim 1918’de ‘Mondros Mütarekesi’ imzalandı. Taraflar arasında sağlanan ateşkesin ardından Anadolu’da işgaller başladı ve İngiliz Amiral Calthorpe komutasındaki 61 parçalık donanma 7 Kasım 1918’de İstanbul Boğazı’na girdi. Bu mühim hâdiseyi devrin Vakit gazetesi, “Memleket artık barış ve huzura kavuştu!”; Sabah gazetesi ise, “İngiliz milleti kâinatın en azimli milletidir” başlığı ile okurlarına duyurdu. 6 Ekim 1923 tarihine kadar İstanbul, beş yıl işgal altında kaldı ve bu döneme, “Mütareke İstanbul’u” denildi.

Mütarekenin ağır hükümlerini ve anlaşma sonrası gerçekleşen işgalleri kabullenmeyen vatanperverler tarafından Kuva-yı Millîye direnişi başlatıldı. Ancak işgal altındaki İstanbul’da basının bir bölümü Millî Mücadele aleyhinde yayın yaptı ve gazetelerde işgalciler lehine yazılara yer verildi. Mondros Ateşkesi sonrasında girilen süreçte, Osmanlı payitahtında şahıslar ve müesseseler taraflarını açıkça belli etmişlerdi. Bazı gazeteler Millî Mücadele’yi desteklerken; sömürgeci, mandacı ve işbirlikçi zihniyeti temsil eden gazeteler ve yazarlar ise, aleyhte bir tavır almış ve emperyalist devletlerin menfaatlerini savunmuşlardı.

Şahsî menfaatlerini işgal kuvvetlerinin emelleriyle birleştiren, işgale ve işgalcilere övgüler yağdıran, milletine güvenmeyen, bağımsızlık istemeyi ‘çılgınlık’, bağımsızlık mücadelesi verenleri de birer ‘şaki’ ve Kuva-yı Millîye adı altına sığınan ‘haydutlar’ olarak tasvir eden, işgalcilere karşı direnişin hattâ Yunan işgaline karşı konulmasının İtilaf Devletleri’ni kızdıracağını yazan bazı ihanet gruplarının sergilediği yüzkarası tavrı tasvip etmek elbette mümkün değildi. İşte Millî Mücadele devrinde İstanbul basınının bir kısmının sergilediği bağımsızlık karşıtı tutum, ‘mütareke basını’ tabirinin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

Rum Papadopulos tarafından kurulan, sonradan Mihran Efendi tarafından satın alınan ve Ali Kemal’in başyazarı olduğu ‘Peyam-ı Sabah’ gazetesi; Refî Cevat Ulunay’ın ‘Alemdar’ gazetesi; İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan Said Molla’nın ‘İstanbul’ gazetesi; Mehmet Asım Us ve Amerikan mandasını savunan Ahmet Emin Yalman’ın birlikte çıkardıkları ‘Vakit’ gazetesi ile Refik Halid Karay’ın ‘Aydede’ dergisi mütareke yıllarında Millî Mücadele aleyhinde yayın yapar. İstanbul dışında bazı yerlerde de bu tür işbirlikçiler çıkar. Meselâ İzmir’de çıkan ‘Köylü’ gazetesinin sahibi Mehmet Refet, şehrin işgalinden sonra Yunanlılarla işbirliği yapar ve İngiliz kurtarıcılığını över. Adana’da çıkan ‘Ferda’ gazetesi de Fransız işgal güçlerinin emelleri doğrultusunda teslimiyetçi yayın yapar. Rıza Tevfik ve Cenap Şahabettin gibi bazı isimler de, mütareke döneminde yaptıkları konuşmalarda; gazete ve dergilere verdikleri röportajlarda, ‘işgalcilere yaranmaya çalışır’ bir şekilde Türk kimliğini inkâr ederek Millî Mücadele aleyhinde bir duruş sergiler. Karikatürist Rıfkı, nâmı diğer ‘Hain Rıfkı’ da muhalifler arasında ilk akla gelenlerden biridir.

Sayısı çok fazla olmamakla birlikte bu yayın müesseseleri sırtlarını İtilaf Devletleri’ne dayadıkları ve onlardan maddî destek aldıkları için her türlü imkâna kavuşur. Mütareke basınının yazar-çizer takımı, başarıya ulaşamayacağı ve siyasî durumu daha da ağırlaştıracağı iddiasıyla, kalemini Millî Mücadele aleyhine kullanır. Böylece işgal güçlerinin emellerine âlet olur; Damat Ferit Paşa’nın İngiltere ile dostane işbirliğini savunan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı ve Anadolu hareketi aleyhinde faaliyet gösteren zararlı cemiyetleri desteklerler.

Aslına bakılırsa gazetelerin dış güçlerden destek alması mütareke yıllarından evvel başlamıştır. Meselâ Meşrutiyet döneminde basının durumunu Ahmet Emin Yalman; “Gazetelerden çoğu ecnebi parası alıyor ve bunun karşılığı olarak memlekette fitne ve karışıklık çıkarıyor, emellerine bilerek bilmeyerek âlet oluyorlardı. O sırada bir ecnebi hükümetten, bir ecnebi banka ve şirketten para almak bir gazetenin tıpkı satış gibi, ilân gibi, normal kaynaklarından biri sayılıyordu.” diyerek açıklamaktadır. Buna göre, işbirlikçi mütareke basınının, ‘İttihatçı’ ve ‘İtilafçı’ şeklinde ikiye bölünen Meşrutiyet basınının tabiî neticesi olarak doğduğunu söylemek mümkündür. Meşrutiyet devrinin Batı yanlısı basını, İstanbul işgale uğradıktan sonra da varlığını devam ettirmiştir. İşgal savunuculuğu ve Kuva-yı Millîye düşmanlığı yapan Ali Kemal ve Refik Halid gibi isimlerin, Meşrutiyet devrinin sıkı birer ‘özgürlükçüsü’ olarak karşımıza çıkmaları çok manidardır.

Millî Mücadele aleyhine yayın yapan gazeteciler, Lozan Anlaşması’ndan sonra, yeni rejim tarafından, düşmanla işbirlikçi ilân edilerek 150’likler listesine dâhil edilir ve yurt dışına sürülür. Bu gazetecilerin bazıları yabancı topraklarda ölür. Yazılarında İngiliz taraftarı olduğunu açıkça ifade eden ve İttihatçı karşıtlığı ile bilinen Refî Cevat Ulunay, sürgün döneminin çoğunu Paris’te geçirir. 1938 yılında çıkarılan afla Türkiye’ye döner; Yeni Sabah ve Milliyet gazetelerinde çalışır, 1968 yılında da ölür. Hürriyet ve İtilâf partizanlığı ile tanınan, Millî Mücadele düşmanlığı yapan ve hararetle İngiliz mandasını savunan Refik Halit de 150’liklerdendir. Sürgün döneminde Halep yakınlarındaki Cuniye kasabasında yaşar. 1938 affından sonra o da Türkiye’ye döner, çeşitli gazetelerde çalışır ve 1965 yılında ölür. Ferda gazetesinin sahipleri olan üç kardeş de 150’likler arasında yer almaktadır.

Millî Mücadele aleyhtarlığı yaptığı ve İngiliz mandasını savunduğu için Türk tarihinde mütareke basını tabirinin sembolü hâline gelen Ali Kemal, başyazarlığını yaptığı Peyam-ı Sabah gazetesinde çok sert yazılar kaleme alır. Gazetedeki son yazısı 10 Eylül 1922’de ‘Gayemiz Birdi ve Birdir’ başlığıyla çıkar. Bu yazısında, hem zafere sevindiğini belirtir hem de hâlâ aynı fikirde olduğunu ifade eder. Fakat Ali Kemal bir gün sonra gazeteden atılır. Gazetenin sahibi Mihran Efendi, gazetenin ismini, ‘Peyam’ kelimesini çıkararak ‘Sabah’ yapar ve 13 Eylül 1922 tarihli nüshasında Mustafa Kemal’e ‘Başkumandanımız’ der ve ağız değiştirerek Ankara’yı destekleyen bir çizgide yayın yapmaya başlar. Fakat başına bir iş gelmesinden korkar ve her şeyini satarak Avrupa’ya kaçar. Birkaç gün sonra İstanbul’da bir berberde yakalanan Ali Kemal ise, trenle Ankara’ya götürülürken İzmit’te halk tarafından linç edilerek öldürülür”.

Not: Değerli dostlar, görüldüğü üzere tarih bugün yine tekerrür etmektedir. Biz yine “yedi düvel”e karşı koyarız. Ancak, bazı dostlarımız bizden koparılmış bulunmaktadır. Emperyalizmin işbirlikçileri din motivasyonunu kullanarak milletimizin çocuklarını bizden koparmaktadır.

Türklüğünden istifa etmek istemeyenler, Müslüman olarak ilelebet yaşayarak İ’lay-i Kelimetullah’ı yaymak isteyenler, size sesleniyorum.

Kolay yolu seçmeyin. Teslim olmayın. Milletinizin, devletinizin, dininizin tarafına geçin. Kardeşlerinizin tarafına geçin. Taraf olun.

Basındaki yeni Ali Kemallere sesleniyorum. Ayağınızı denk alın. Bu günler geçer. Ali Kemal’in akibetini göz önüne alın. İhanetle abad olunmaz bunu bilin.

Bizden söylemesi.

Tevfîk Allah’tandır.

Yorum Yap