Artık Bir Türk İntelijansiyası Yoktur

“Ellerinizi, ayağınızı öpeyim. Harbe girmeyiniz. Bilhassa  Maren Savaşı’ndan sonra Almanların başarılı olamayacakları yüzde yüz meydana çıkmıştır. İslamiyet’i ikinci bir Gırnata hezimetine uğratmayınız”.

Bu yalvarış kime ait, acaba bileniniz var mı? Paris sefirimiz (Büyükelçimiz) Rıfat Paşa’ya. Rıfat Paşa, Almanlarla pazarlık usulü ile Birinci Dünya Savaşına girmeye çalışan İttihatçı ekibe telgraf çekmiş ve bu şekilde yalvarmıştır.

“Ellerinizi, ayağınızı öpeyim. Harbe girmeyiniz. Almanların başarılı olamayacakları yüzde yüz meydana çıkmıştır. İslamiyet’i ikinci bir Gırnata hezimetine uğratmayınız.”

Osmanlı Devleti’nin 1683’ten sonraki tarihini okuyan Türk çocuklarının herhalde yüreği burkulmaktadır. Viyana bozgunundan sonra milletimizin yaşadığı olaylara ben de şahsen kahrediyorum. Ah! Nasıl büyük hatalar yapılmış! Nasıl yanlış kararlar alınmış! Ne kadar şehit vermişiz! Devlet adamlarımız İngiliz, Fransız ve Rus siyasetinin tarafından nasıl kuşatılmış, nasıl saf dışı bırakılmış!

Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’nden koparılarak bir devlet olarak kurulması, Girit’in elimizden çıkması olaylarını acaba bugün AKP siyasetini takip eden, beğenen çocuklarımız biliyor mu, okuyor mu? Bunlardan ders çıkarıyor mu?

Bu kardeşlerim diyeceklerdir ki, “Cumhuriyet tarihinde ülkemiz ilk defa böyle cesaretli bir siyaset gördü, ilk defa böyle başarılı bir hükümet gördü!”

Bu şekilde bakan kardeşlerimin aslında çok iyi niyetli olduklarını biliyorum.

İlk etapta; “olur mu öyle şey!” diye isyan ederek, kendilerinin bile kabul edemeyecekleri siyasi kararları, daha sonra parti toplantılarında, gazete köşelerinde bin dereden bin su getiren propagandalarla kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Buna eminim.

İktidarın ; Türk milletinin inadına inadına;  Türklükle, Cumhuriyetle, Kürtlerle, Ermenilerle, Kiliselerle, azınlıklarla, cemaat vakıflarıyla, yer adlarıyla, Türk alfabesine eklenen üç harfle ve şimdi vatana ihanet edenlere ödül verilmesiyle ilgili kararlarına, inanıyorum ki, kim olursa olsun, bu milletin çocukları önce “hayır, olamaz!” diye nara atıyorlar, sonra da, Hasan Karakaya’nın, Yiğit Bulut’un, Ahmet Kekeç’in, Mümtazer Türköne’nin vb. yazılarını okuyarak “ikna” oluyorlar.

Hatırlıyor musunuz Mehmet Altan ne demişti: Soros’tan her ay maaş alıyoruz.

Milletimin çocukları içinde bulunduğumuz vahim durumu bir “savaş stratejisi” içinde değerlendiremiyor. Uygulanan siyasetin, tam anlamıyla yabancıların dayatmalarıyla uygulandığını anlamıyor.

Bana göre Türk intelijansiyası aldatılmıştır. Akılları başlarından alınmıştır. Bugün uygulanan politikalar devletimizi Birinci Dünya Savaşı’na sokan ekibin uyguladığı politikalardan daha vahimdir.

Türk vatanını adım adım parselleyip bölmek isteyen, milletimize “şerefsiz” diyen vatan hainlerine, Taşnak kalıntılarına, PKK artıklarına ödüller verilmesi “cinnet” politikasından başka bir şey değildir.

Daha da vahim bir durumdan bahsedeyim. İktidar mensupları aslında devlet adına taviz vermiyorlar, bizzat kendileri devletin yıkılması için çaba gösteriyorlar. Bir şekilde Türk yurdunun iktidarını ellerine geçirmişler, Türk milletinin hayatıyla oynuyorlar. Milletimizi asırlık rakiplerine peşkeş çekiyorlar.

Zamanın “İngiliz Muhipleri” ile bugünkü “muhipler”in ilişkisi ne olabilir acaba!

Biliniz ki devletimizi şu anda idare edenler, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuranlardan yana değil, işgalcilerden yanadırlar. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’den yana değil, Kaymakam Nusret Bey’den yana değil, İngiliz muhibbi Mustafa Sabri Efendi’den, Ali Kemal’den yanadırlar.

Tarihin akışı içinde bu tabloyu değerlendirmeyi, vatanlarına son derece bağlı olduklarını bildiğim kardeşlerimin vicdanına, bilgisine ve basiretine bırakıyorum.

Değerli kardeşlerim, değerli dostlar, biliniz ki Türk intelijansiyası diye bir kurum artık yoktur.

Türk milleti başının çaresine bakmalıdır.

Uyarmak vatan borcumdur, uyanınız.

28.10.2013

 

 

 

                                                      

Yorum Yap