İkinci Çözüm Süreci !

 

16451

Değerli dostlar,

Yukarıdaki resim bugünkü basında yayımlandı. Resmin altına da aşağıdaki haber kondu.

“Diyarbakır’daki trafik yön ve yer belirleme levhaları artık iki dilli. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, şehrin yeni yerleşim alanlarındaki çevre yollarına Türkçe ve Kürtçe trafik yön ve yer belirleme levhaları astı.

Kırsal mahallelerde de aynı çalışmanın sürdürdüğünü belirten belediye yetkilileri, bu yıl 500 kilometrelik yol ağında yer ve yön belirleme levhaları asılacağını bildirdi.

Ulaşım Daire Başkanlığı Teknik Hizmetler Şube Müdürlüğü Trafik Atölyesi ekipleri, Aralık ayında başlayan levha asma çalışmaları bazı levhalarında yerleştirilmesiyle sona erdi.

Yapılan çalışmayla 20 noktaya tava tipi, 7 noktaya tak tipi (U ve L şeklinde) çok dilli yön bulma levhaları asıldı.

Teknik Hizmetler Şube Müdürlüğü Trafik Atölyesi’nde Ocak ayında yapılan 500 adet trafik yer ve yön belirleme levhası da kırsal mahallelere asıldı.”

Daha önce defalarca yazmıştık. “Diyarbakır’ın sokak ve caddelerinin isimleri değiştiriliyor. Sokak ve caddelerden Türkçe isimler kaldırılarak Ermenice veya Kürtçe tabelalar konuluyor”, demiştik.

Buna mevcut iktidar hiç ses çıkarmıyor. Bu girişimin Çözüm Süreci‘nin bir gereği olduğunu ve bunların normal olduğunu kabul ediyorlar.

Bu hükümeti körü körüne destekleyen kimseden ses çıkmıyor. Hiç kimse bu konularda akıl yürütmüyor. Karşı gelmiyor. Ne anlama geldiğini de bilmiyor. Anlamak da istemiyor. Şaşkın vaziyette sağa sola bakıyor yandaşlar. Bu konuyu konuşmaktan, yorumlamaktan korkuyorlar. Siz ne derseniz diyiniz; “İyi de CHP de Kur’anı” yasaklamıştı diyorlar. Görüyorsunuz, hiç alakası var mı? CHP’yi savunan var m? CHP’yi ağzına alan var mı?

İşte bir milleti böyle önce şaşkınlığa uğratırlar, sonra da elinden tapusunu alırlar. Siz de şaşırır kalırsınız.

Bu yön tabelalarını, sokak levhalarını, yer adlarını değiştmek ne anlama geliyor? Buna göz yummak ne anlama geliyor. Bugün güvenlik güçlerimizle çarpışan güçler işte bu yön levhalarının, bu cadde sokak tabelalarının isimleri kendi dillerinde olsun diye çarpışıyorlar. Adamları daha niye öldürüyorsunuz ki?

Tamam, halkımız belki bunun ne anlama geldiğini bilemez! Ama belli fikir seviyesine gelmiş insanlar, güvendiğimiz, tartışmaya değer bulduğumuz kardeşlerimiz de  bilmiyorlar mı? Bu konuda tek kelime etmeyecekler mi? Bazıları;  Türkiye Cumhuriyeti’nin misak-ı millî sınırlarını İngiltere’nin çizdiğini iddia edip duruyorlar. Anadolu’da bir İstiklal Savaşı olmadığnı, Atatürk’ün Osmanlı Devleti’ni yıktığını iddia edip duruyorlar. Bu konuda son derece profesyönelce savunmalarda bulunuyorlar. Bu sakat bilgileri nasıl ve nereden elde ediyorlar, şaşırırsınız. Ama gerçek vatan bölme konularını anlatmaya gelince bilmiyorlar. Çünkü, onları da bu şekilde şartlandırıyorlar. Üzerlerine ölü toprağı atılmış. Düşmanlarını tanımak istemiyorlar.

Değerli dostlar, “sınırlarımız içindeki bir kısım şehirlerimizi kurtardık” diyorlar. Kurtardığınız şehirlerin dili değişiyor, sokaklarının, caddelerinin isimleri değişiyor. Adamlar zaten bunun için savaşıyorlar mı?

Devlet yetkililerimizin bu savaşın “topyekûn” bir savaş olduğunu anlamaları lazım. Bu konuda strateji bilgileri, tarih bilgileri yoktur. Bunu kendilerine anlatacak danışmanları da yoktur.

Bu sebeple milletimizin bir an önce uyanması ve neler olup bittiğini anlaması gerekiyor. Bizi bu günlere getirenlerden hesap soran bir fikir seviyesine, bilgi seviyesine ulaşmak gerekiyor. Yoksa; havaalanı yaptık, köprüler yaptık  vs. gibi basma kalıp propaganda bilgileri ile içinde bulunduğumuz açmazdan çıkmamız mümkün değildir.

Hatayı anlamak, hatadan dönmek fazilettir.

Devletin devlet olarak ciddi tedbirler alması gerekmektedir. Öncelikle yer adlarınının değiştirilmesini isteyenleri, bu propagandaları kullananları, yayanları, bu propagandaları yapan siteleri ” Mesela; TESEV) , bu konuda kitap yazanları  (Mesela; Hayali Coğrafyalar ve Yer Adları) takip etmek, etkisiz hale getirmek gerekmektedir. Bu tabelaları değiştiren belediyelerin başkanlarını İçişleri Bakanı’nın görevden alması ve oralara yeni başkanlar atanması gerekmektedir.

Devletin şu anda uygulamaya koyduğu ikinci çözüm süreci de önceki gibi son derece yanlıştır. Düşmanı düşman olarak bilmek, ona göre mücadele etmek gerekir. Türk milletinin savaş anlayışı “topyekûn savaş” tır. Silahlı mücadele; siyasî, ekonomik, kültürel mücadele ile desteklenmedikçe başarıya ulaşmak mümkün değildir. Kaldı ki nizamî ordunun şehir gerillasına, kır gerillasına karşı savaşa sürülmesi de son derece yanlıştır.

Tam bir kaht-ı rical dönemindeyiz. Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.

Uyarmak vatan borcumdur. Uyanınız.

Yorum Yap