Devlet Yeniden Organize Edilmelidir

Değerli dostlar,
Aşağıdaki yazıyı 2013 yılında yazmıştım. Devletin yeniden organize edilmesini istiyordum. O zaman başbakan bugünkü Cumhurbaşkanı idi. Onunla ilgili bir takım önerilerim vardı. Ama görüyorum ki hatalar yine yapılmaya devam edilmektedir. Yazıyı okuyunca ne kadar samimi dileklerle yazdığımı anlayacaksınız.
Tabii ki birçok konuyu o günün şartlarına göre düşünerek yazmıştım.
Bugünü anlamak için bu yazıyı yeniden okumanızı istiyorum. Biraz uzun belki ama okuyup değerlendirme yaparsanız sevinirim.

*********

Devlet Yeniden Organize Edilmelidir

“İkinci bombayı patlattığınızda, birinci bombayı patlatmış mıydınız?”
Bu soru, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları sebebiyle Silivri’ye hapsedilen komutanlarına sorulmuştu.
Hafızalarınızı biraz yoklamanızı istiyorum.
Hatırlayınız! Türkiye’de büyük bir savaş başlatılmıştı. Bu savaşa millet hazır değildi. Çünkü haberi yoktu. Gafil avlanmıştı.
Taraf Gazetesi tam anlamıyla büyük bir görevi üstlenmişti. Gazetenin başında Ahmet Altan ve Yasemin Çongar vardı. Ahmet Altan’ın, tam anlamıyla “ateist” olduğu halde, Amerika’nın stratejik hedeflerine hizmet için, hükümet ve cemaat desteği ile çıkardığı gazete, camilerimizin çay ocaklarında satılıyordu.
Müslümanlar, sırf ordu düşmanlığı yaptığı için, Taraf Gazetesi okuyorlardı. Mest oluyorlardı.
Mevcut hükümet Taraf Gazetesi’ne teşvik vermişti.
O kadar güzel işleyen bir strateji idi ki, kılı yağdan çeker gibi Amerika’nın BOP harekâtı devam ediyordu.
Amerikan stratejisi; “askerî vesayeti” kaldırmak için, Hükümetin ve Cemaatin bütün imkânlarını kullanmıştı.
Bir tane “paralel devlet” değil, birkaç tane “paralel devlet” kurdurmuşlardı.
Öcalan’ın dahi yıllar öncesinden haberi vardı. Ordu içindeki bir kesimin tasfiye edileceğini ta 2005 yılında haber vermişti Abdullah Öcalan. Oslo görüşmelerine katılan MİT yetkilisi, PKK yetkilileri ile görüşürken aynen şöyle söylemişti:
“Sizinle savaşan ordu mensupları ş anda içerde!”
Amerikan Dışişleri Bakanı olan hanımefendi, Clinton, “Anlaşmamız Türk Ordusu’nda tasfiye ile sınırlıydı, ileri gittiniz!” demişti.
Yani, Türk Ordusu bal gibi tasfiye edilmişti.
Hem de hırsızlıkları, katil oldukları kesin olan, Türk Ordusu’na, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı yıllarca savaşmış PKK’lıları, yeğenlerini dahi satabilen ahlaksızları, “Gizli Tanık” yaparak Türk Ordusu’na diz çöktürülmüştü.
Türk Ordusu’nu esir almak, moralini bozmak için, Türk subaylarını esir almak için her türlü dijital plan uygulanmıştı.
Bu hükümet, o zaman bu işleri ABD istihbaratı ile birlikte yapan Cemaate “çete” demiyordu.
Meğer onlar “çete” değildi! Başbakan; “Ne istediler de vermedik?” diyordu. Cemaat üyelerini en önemli makamlara kim getirmişti?
Kozmik odalara Cemaat yetkililerini yani ABD yetkililerini kim sokmuştu?
Cemaat üyelerini “çeteleri” devletin en önemli makamlarına kim getirmişti?
Sık sık “Okyanus ötesine” teşekkürlerini, minnetlerini sunan kimdi?
“Jeostratejik Oyuncu” olduğunu iddia eden ABD, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne diz çöktürmüştür. ABD’nin gücü olmasaydı, kullandığı hükümet ve Cemaat manivelaları olmasaydı, 16 Kasım 2013 tarihinde Diyarbakır’daki, Barzani’li, Şivan Perver’li ihanet toplantısı yapılabilir miydi?
Peki, şimdi ne oldu?
Zihinlerinizin sınırlarını yoklayabiliyor musunuz? Ellerinizi vicdanlarınıza koyabiliyor musunuz? Başınızı iki elinizin arasına alıp düşünebiliyor musunuz?
şimdi ne oldu da durum bu raddeye geldi?
Bütün bu yapılanlara hiç ses çıkarmayanlar, şimdi Cemaat aleyhine ellerinden ne gelirse yapıyorlar. Cemaatin ABD’deki lideri 108.000 m2.lik şatoda (hayır fakirhanede) oturuyormuş? Bir din adamı böyle beddua etmezmiş! Türkiye Cumhuriyeti başbakanına her türlü hakareti yapan, “edepsiz” dahi diyebilen bu Cemaat yetkilileri acaba bu gücü nereden alıyordu?
Böyle bir Cemaat liderinin yaptığı beddua dahi filme alınıp, bütün dünya kamuoyuna nasıl gösterilebilir? Bunu kim yapar? Bilin ki, bunu büyük bir istihbarat örgütü yapar. Bu video büyük bir savaşta ancak propaganda aracı olarak kullanılır. Bu, tam anlamıyla ABD istihbaratının işidir.
Şimdi Fethullah Gülen için AKP’liler yeni “kök” uydurmaya başladılar. Yeni görevler yüklemeye başladılar.
Peki; biz söylediğimiz zaman bizimle kavga edenler şimdi yüzümüze nasıl bakacaklar? Bu aymazlığı nasıl izah edecekler?
Hükümet tarihi ihanete imza atmaktan çekindi. Verilen görevi yerine getiremedi. Tü-ka-ka oldu.
Bu sebeple şimdi yeni bir dönem başladı. Başbakan ve hükümeti yeni bir durumla karşı karşıyadır.
İşi zordur.
Açıkça söylüyorum. Asıl savaş şimdi başlamıştır.
Eğer Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bu savaşı kazanmak istiyorsa şunları yapmalıdır:
1) NATO tarafından fişlenen, mahkûm edilen Türk subayları mutlaka orduya döndürülmelidir. Orduya, itibarı yeniden iade edilmeli, morali yükseltilmeli, ordu yeniden ayağı kaldırılmalıdır.
2) Tecrübeli subaylar Güneydoğu’da, ABD’nin önderliğinde yapılan isyanı, savaşı bastırmak üzere, tam yetki ile yeniden görevlendirilmelidir.
3) Böyle bir ortamda başbakanın Pakistan’a gitmesi çok doğru olmuştur. Bu bir mesajdır. Pakistan dâhil, bütün müttefiklerimizle sıkı işbirliğimiz yeniden sağlanmalıdır. Komşularımızla sıfır sorun gerçekten yeniden sağlanmalıdır.
4) Başbakan; Aziz Türk Milleti! diye başlayacağı yeni meydan nutuklarında açıkça düşmanın kim olduğunu belirtmelidir. Türk Milleti düşmanının kim olduğunu mutlaka öğrenmelidir.
5) Yer adlarının, cadde ve sokak adlarının değiştirilmesi işleminden vazgeçilmelidir.
6) Hükümet, alfabemize sokulan üç yeni harfin bize ait olmadığını, iptal edildiğini açıkça ilan etmelidir.
7) T.C.’nin kaldırılması, Türk, Türkiye, Türk Milleti ibarelerinin kaldırılmasının aslında Cemaatin (ABD’nin) isteği olduğunu, “dinler arası diyalog” programının yine aynı güçlerin programı olduğunu açıkça ilan etmeli ve bu konularda şu ana kadar yapılan uygulamalardan vaz geçildiğini, bu programların bize ait olmadığını Türk milletine başbakan mutlaka deklare etmelidir.
8) Başbakan, artık Türk Milleti’nin başbakanı olduğunu açıkça ilan etmelidir. Muğlâk tabirlerden kaçınmalı, kendisine açık bir program çizmelidir. Tüm azınlıkların Türk adaletinin sağladığı eşit imkânlardan her zaman faydalanarak, tıpkı Türk halkı gibi huzur ve güven içinde yaşayacağını ilan etmelidir.
9) “Akil İnsanlar” konusunda da hata yapıldığını, ABD politikalarının kendilerini hataya sürüklediğini, bir daha bu hataya dönülmeyeceğini Başbakan açıkça ilan etmelidir.
10) Hükümetin on iki yıldır uyguladığı stratejik ve taktik hataların tümü için Türk Milletinden özür dilenmeli, bütün bu yapılanların asıl sebebini, kimlerin teşviki ile yapıldığını, amacının, hedefinin ne olduğu açıkça ilan edilmelidir.
11) Bir endişemi dile getirmeliyim. Kamuoyu önünde sürekli Başbakan ve Fethullah Gülen, dershaneler ve yolsuzluklar sebebiyle, karşı karşıya imiş gibi gösteriliyor ve bir “düello”dur sürüp gidiyor. Korkarım ki bu da yine büyük stratejinin bir parçasıdır. Açıkçası bundan endişe duyuyorum. Bu sebeple; Başbakanın şahsında, Türk Devleti ile Fethullah Gülen arasında sıkı bir işbirliği varmış gibi, sanki Fethullah Gülen büyük bir devlet yetkilisi imiş gibi bir imaj yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu da son derece hatalıdır. Fethullah Gülen dikkate alınmamalı, yüzü sürekli millete gösterilmemelidir.
12) ABD’nin, CHP’yi iktidara getirmek istediği açıkça bellidir. Bu son derece önemli bir stratejidir. Bu durum devletimizi Suriye gibi iç savaşa sürükler. Bunu daha önce de yazmıştım. Bu sebeple; başbakan ne yapıp etmeli, yine tek başına iktidara gelmeyi sağlamalı, partinin bölünmesini önlemeli ve bundan sonra artık milli politikalar uygulamak üzere milletin tümünün desteğini almalıdır. MHP ile mutlak surette “kutsal ittifak” kurmalı, şahsî ihtiraslardan vazgeçilmeli, her iki partinin kadrolarındaki ajanlar mutlak surette bertaraf edilmelidir.
Bilmelidir ki, Türk Milletinin tümünü yeryüzünde mağlup edecek bir kuvvet henüz yaratılmamıştır. Bu, milletimizin tarihî tecrübeleri ile sabittir.
13) Düşmanı tasfiye etmede karşılaşılan güçlükler konusundaki şikâyetler mutlaka Türk Milleti’ne yapılmalıdır.
14) Stratejik, “ümmetin birliği” meselesinin ne anlama geldiğini, düşmanın bu propagandayı ileri sürerek ne yapmak istediğini mutlaka açıkça halka anlatmalıdır. Muhakkak ki “ümmetiz!” Bunu bize ABD’nin öğretemeyeceğini bilmeliyiz.
15) Başbakan; Türk milletine bugüne kadar kaybettirilen itibarın iade edildiğini, bu milletin “Batı Türk Hakanlığı” olduğunu sürekli anlatmalıdır.
16) Devletin bundan böyle yeni bir şahsiyet kazandığını, tarihî kimlik kazandığını ortaya koymak üzere, Bolayır’daki Çimpe Kalesi yeniden restore edilmeli, önüne 17 gönder dikilmeli, 17 Türk devletinin bayrakları gönderlere büyük bir ihtişamla çekilmeli, kaleye bir askeri birlik konuşlandırılmalı, devletin yeniden ayağı kalktığı bütün dünyaya ilan edilmelidir.
17) Okullardaki eğitim sistemi yeni Türk devletinin stratejik amaçlarına uygun bir şekilde yeniden dizayn edilmeli, gerçekten “Milli Eğitim” programı uygulanmalıdır. Amerikalılarla ortaklaşa kullanılan “Milli Eğitim Talim Terbiye Kurulu” değiştirilmeli, bu anlaşma feshedilmelidir.
18) ABD ile yapılan ikili anlaşmalar, AB ile yapılan anlaşmalar ve Lozan Antlaşması yeniden gözden geçirilmeli, devletin bundan böyle yeni bir tarihi hedef belirlediğini her fırsatta beyan etmelidir.
19) Sivil Toplum Kuruluşlarının ileri gelenleri ile sürekli toplantılar yapmalı, hiç birisinin devletin milli çıkarlarına, çizilen milli hedeflere itiraz etmeyeceğine dair söz alınmalıdır.
20) Hükümet, bugüne kadar uyguladığı bütün hatalardan döndüğünü, artık Türk milleti ile birlikte hareket edeceğini belirtmelidir.
21) Bütün bu tedbirler alınırken, düşman güçlerin birbirine düşürülmesi sağlanmalı, ülkemizde cirit atan ajanlar takip edilmeli, saf dışı bırakılmalıdır.
Bu tedbirler mutlaka alınmalıdır. Devlete yeni bir yön verilmeli. Tarihi hedefler yeniden belirlenmelidir.
Asıl liderliğin burada ortaya çıkacağı unutulmamalıdır.
Türk milletinin aklı ile alay edercesine, milletin subaylarına “ilk bombayı patlattığınızda birinci bombayı patlatmış mıydınız?” şeklindeki soruların kimler tarafından sorulduğunu artık milletimiz anlamalıdır. Hesabı mutlaka sorulmalıdır.
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız.
24.12.2013

Yorum Yap