“Artık bir zamanız yok” başlığı ile bir yazı yazmıştım. Evet, artık zamanımız yok. Ve atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra yeni yeni uyanmalar başladı.
Aşağıdaki yazıyı İbrahim Karagül’ün bugünkü makalesinden aldım. Makalenin başlığı “Türkiye’yi Kobani’den, Kamışlı’dan Vuruyorlar”.
Aynen şöyle yazıyor:
“Türkiye’nin Suriye’de PKK/PYD’yi (YPG) vurması bir başlangıçtır. Devamı gelecektir, gelmelidir de. Sadece Azez-Cerablus arasındaki bölgeyi tehdit eden PYD unsurları değil, Kuzey Koridoru diye çizilen, Kuzey Irak’tan Akdeniz’e ulaşan kuşaktaki bütün PYD unsurları vurulmalıdır. Ne kadar ABD desteği olursa olsun, ne kadar Rusya ve İran desteği olursa olsun bu yapılmalıdır. Türkiye için bu kuşağa yayılan tehditle yüzleşme, onu etkisizleştirme vakti çoktan gelmiştir. Çok az bir gecikme, ihmal bile çok ağır sonuçlara yol açacaktır.
Çünkü bu artık bir terör meselesi değildir. Hem içeride hem de dışarıda verilen mücadele, dar anlamda terörle mücadele değildir. Bir ulusal savunma refleksidir, içerideki iç işgali sona erdirme meselesidir, Suriye’den gelen ve çokuluslu bir irade ile yönetilen tehdidi ortadan kaldırma meselesidir.”
Ne demek istediğini anlamak için özel bir gayret göstermeye gerek yok. “Bu bir terör meselesi değildir.” “İçeride ve dışarıda verilen mücadele dar anlamda bir terör mücadelesi değildir.” “Bir ulusal savunma refleksidir. Çok uluslu bir irade ile yönetilen tehdidi ortadan kaldırma meselesidir.” diyor.
Açıkçası demek istiyor ki, bu bir savaştır. Biz de uzun zamandan beri bunu demek istiyoruz. Defalarca yazdık. İçeride yaşadığımız tam anlamıyla bir İÇ SAVAŞTIR. Daha genel olarak; ülkemiz tarihî manada büyük bir Haçlı saldırısı ile karşı karşıyadır. Yaşadığımız; 21. Yüzyıl Haçlı Savaşı’dır. Uzun yıllardan beri tam olarak anlatmak istediğimiz bu.
Bunu anlamak için kâhin olmak da gerekmiyor.
Ülkemizi bu ortama getirenler gırtlaklarına kadar hırsa batmışlardı. Dünya malına, mevki ve makama tamah etmişlerdi. Daha vahimi, düşman stratejileri ile işbirliği yapmışlardı.
İçinde bulunduğumuz durumun vahametini anlayamadılar.
Düşman, savaş, asimetrik savaş, strateji, taktik, milletlerin çatışması, medeniyetlerin çatışması, üniter devlet, millî devlet, devletin idaresi ve en önemlisi Türk Milleti’nin beş bin yıllık tarihini, Anadolu’nun nasıl vatan yapıldığını bilmeyenler, Horasan Erenlerini, Derviş Gazileri bilmeyenler bunu anlayamazlardı.
Anlayamadılar.
Bütün düşünce temellerini Amerikan emperyalizminin doğmalarına yaslayanlar, Şeyh Nazım Kıbrısî meşrebinden beslenenler bunu anlayamazlardı.
Anlayamadılar.
Bütün hamasetlerini Şeyh Sait’ten alanlar, Anadolu’da devlete isyan edenleri kahraman zannedenler, onların heykellerini dikenler bunu anlayamazlardı.
Anlayamadılar.
Bunu İbrahim Karagül’ün de anlaması mümkün değildi. Onun gibi yandaş yazarların da anlaması mümkün değildi. Bunu; devlet geleneği olmayan, alt yapısı olmayan, bütün alt yapısı belediye hizmetleri anlayışı ile sınırlı olan kaht-ı rical güruhunun anlaması mümkün değildi.
Anlayamadılar.
Anlayamazlardı.
Çünkü bir yanda bütün dünyada savaşmış, iradesi çelikleşmiş, milletleri sömürmüş, tecrübe kazanmış, savaşı, kavgayı, strateji ilmini iyi bilen düşman kadroları var, bir yanda bizim belediye kadrolarından gelen, gülleri, çimenleri nereye koyacaklarını iyi bilen, şehirlere su getirmeyi, salonlarda konferans vermeyi iyi bilen kadrolar var. Devlet aklı olan kadrolarımız yok. Devlet aklı olan kadroların olmayışı aynı zamanda onları aynı kafa yapısı ile destekleyen yandaş kadronun da doğmasına sebep olmuştur.
İşte yeni yeni uyanan yandaş kadrolardan bazıları “Bu bir savaştır” diyor.
Geçmiş olsun.
Biz; “bu bir savaştır. Savaşı nasıl kazanmak gerekiyorsa öyle davranılmalıdır” dedikçe, onlar bizi karşılarına aldılar. Ve vatana bizim ihanet ettiğimizi düşündüler. Bizi Müslümandan saymadılar. Bizi kendilerinden saymadılar.
İşte şimdi bıçağın kemiğe dayandığı zamana geldik. Şimdi başladılar ufak ufak başkaldırmaya. Hatırlarsanız, geçen gün yine bir Yeni Şafak yazarı olan Yusuf Kaplan isyan etmişti. “Siz manyak mısınız? Devleti batırdınız!” demişti.
Bu başkaldırıların şimdi bir kıymet-i harbiyesi var mıdır?
Bana göre yoktur.
Çünkü atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.
Geçmiş olsun.
Savaş fiilen başlamıştır. Allah ordularımızı mansur-u muzaffer eylesin. Allah devletimize zeval vermesin.
Not:
Değerli dostlar, “Peki ne yapmalıyız diyeceksiniz?” Bunun cevabını Devlet Yeni Bir Savunma Konsepti Belirlemelidir başlıklı yazımda anlatmaya çalışacağım. Düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
Artık hepimizin çözüm arayışına girmemiz gerekiyor. Vatanımızı savunacağız. Gidecek başka yerimiz yok.
0 Yorumlar.