Devletimiz epey zayıflatılmış bulunmaktadır. Propagandanın gücü her ne kadar bazı vatandaşlara yüksek moral veriyorsa da gerçek bu değildir.
Bir dostumuz Aselsan’ın Türk Hava Kuvvetleri’ne devrettiği “Koral” adlı “Mobil Elektronik Harp Sistemi” adlı sistemi paylaşırken büyük gurur duyuyor. Doğal olarak yüksek bir özgüvenle bunu paylaşıyor. “Şimdi Rusya’nın işi bitti” demeye getiriyor. Bu paylaşıma yorum yapan bir dostu ise aynen şunları yazıyor: “… abi rusya ve putin zaten nakavt edildi..dikkat edin putin-medvedev-lawrow üçlüsü bu aralar abd ve natonun kapısından ayrılmıyor..resmen biz tek başımıza baş edemiyoruz ya sizde gelin rusya ya yardıma yada biz bu oyundan çekiliyoruz diyorlar..”
Propaganda ile şişirilmiş vatandaşın büyük bir savaşa yaklaşımı basit bir anlatımla budur. Tıpkı Balkan Savaşları öncesi üniversite öğrencilerinin “harp isteriz” diye nara attıkları gibi…
Ergenekon’du, Balyoz’du, Paralel’di, PKK idi, PYD idi, KCK idi derken devletimiz epey yıpratılmıştır. Devletin başına bela edilen yukarıdaki konuların hepsi bilerek, planlanarak, hesaplanarak yapılmıştır.
Değerli dostlar, tarihçiler; “Doğudan darbe almayan bir Türkiye’yi Batı asla yenemez” demişlerdir.
Vaktiyle Uzun Hasan’ın, Timur’un, Şah İsmail’in Türk Milleti’ne karşı yaptıkları düşmanlıklar, savaşlar, devletimizin Batı’ya karşı yapacağı bütün hamleleri sonuçsuz bırakmıştır. Eğer devletimiz, ta o zamanlar Doğu’dan gelen kendi dünyamızın kuvvetlerinden darbe almasaydı bugün Batı karşısındaki durumumuz daha kuvvetli olabilirdi. Belki Endülüs’ün başına bela gelmezdi. Belki Osmanlı İmparatorluğu yıkılmazdı.
Şimdi yine doğudan darbe alıyoruz. Yine kendi dünyamızın insanlarını Batı kullanıyor. Yine Batı rahat nefes alıyor. Uzun Hasan’ın, Şah İsmail’in, Timur’un her saldırısı Batıya rahat nefes aldırmıştır. Bayram yaptırmıştır.
Devletimizi idare edenlerin, doğu bölgemizde meydana gelen olayların bu tarihî arka planını bilmeleri gerekirdi. Görünen o ki; durum hala anlaşılmış değildir.
Ne yapmak gerekiyor:
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra 20 devletle birden savaşa girmiştir. Bu savaş tam 16 yıl sürmüştür. Ve Fatih bu büyük savaştan galip çıkmıştır.
Bakınız bu zaferi Avusturyalı tarihçi Hammer nasıl anlatıyor:
“Osmanlı tarihçilerinin ifadesine göre; köpekleri domuzlara ve domuzları köpeklere düşürerek Fatih’in kazandığı bu 16 senelik Büyük Harp, Türkiye’yi, bütün dünyanın ümitleri hilafına, büyük bir galibiyetin mümessili olarak muzaffer kılıyordu. Bu muzafferiyet, Türkiye’yi emsalsiz parlaklıkta bir istikbale doğru itiyor ve Osmanlı gücünün münakaşasız şekilde cihanşümul olduğunu, hiçbir müttefikler koalisyonu tarafından mağlup edilemeyeceğini gösteriyordu.” Hammer, III. Cilt. Sayfa 247.
Demek ki, düşmanlarınız ne kadar kuvvetli ve çok olursa olsun, akıllı bir lider bütün bu düşmanları parçalayabilir. Düşmanlarını iyi bir askerî deha ile yenebilir.
Acaba devletimizi şu anda idare edenler benzer bir kombinezon kurmayı başarabilirler mi? Böyle bir düşünceleri var mı?
Burada açıkça yazmaktan çekinmeyeceğim. Yapılacak şey, öncelikle kuvvetli ittifaklar kurmaktır. İttifak şu anda hangi ülkelerle yapılabilir? Rusya ile, NATO ile, AB ile, İran, Arap ülkeleri ile ittifak mümkün değildir. Öyle bir ülke ile ittifak yapılmalı ki, o ülke de bizim düşmanlarımıza aynı seviyede düşman olmalı!
Gelecek 100 Yıl kitabının yazarı George Friedman (Amerikan düşünce kuruluşu Stratfor’un kurucusu) Türkiye’nin 2020’li, 2030’lu yıllarda Japonya ie ittifak yapacağını öngörüyor.
Evet devlet hiç zaman kaybetmeden Japonya ile gizli ittifaklar kurmalıdır. Çünkü Japon milleti bizim düşmanlarımıza düşmandır. Atom bombası yemiştir.
Düşmanlarımızın kendi topraklarında başlarının belada olması gerekir. Bugün ABD bütün dünyada rahatlıkla hüküm sürüyor. Çünkü kendi topraklarını tehdit eden bir kuvvet yok.
Değerli dostlar, aslında ABD’yi tehdit eden bir ülke var. Hem de can düşmanı bir ülke var. Meksika. George Friedman Meksika-Amerikan Savaşı’na yaklaşık olarak 80 sayfa ayırmıştır. Uzun uzun Meksika’nın ABD’yi nasıl zorlayacağını anlatmaktadır. (Tabii ki sonunda Meksika’nın yenileceğini anlatıyor. Bu Amerikalı olmasının bir gereğidir. MT)
Biliyorsunuz ki, ABD nüfusunun % 30’u Meksika veya İspanyol asıllıdır. Bu milletler ABD’nin dayattığı İngiliz dilini konuşmak istememektedir. Ve ayaklanmaktadırlar. Rahmetli Durmuş Hocaoğlu bu ayaklanmayı “Hispanik Ayaklanma” diye kaleme almıştır.
O halde Meksika ve İspanya’yı ABD’nin başına bela etmek şarttır.Kuzeyde de bazı eyaletler devlete başkaldırmaktadır.
Tabii ki Rusya’nın başına bela edilecek milletler bellidir.
Bunu ancak Fatih Sultan Mehmet gibi büyük dehalar başarabilir.
Henüz böyle bir lider çıkmamıştır aramızdan.
Milletimizin arasından böyle bir liderin çıkması artık kaçınılmazdır. Çünkü mukadder sona çok yaklaşmış bulunmaktayız.
İçinde bulunduğumuz savaş 3. Dünya Savaşı’dır. Ve İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bu savaştan sarf-ı nazar etmemiz de mümkün değildir. Yani geri çekilmemiz mümkün değildir.
Ya devleti idare edenler şu yukarıda bahsedilen ittifakları bizzat kuracaklardır. Ya da yeni kurulacak gizli bir kuvvet bu ülkelerle gizli anlaşmalar yaparak düşmanlarımızın bölünmesini, geri çekilmesini sağlayacaktır. Kendi topraklarımız üzerinde 3. Dünya Savaşını karşılayamayız. Fazlasıyla yıpranmıştır kuvvetlerimiz.
Avrupa’yı yeniden 100 yıl savaşlarına sürüklemek şarttır. Çok acemilik yapılmış, Katolik ve Ortodoks aleminin barışı sağlanmıştır. Türkler bin yıl bu kuvvetleri barıştırmamıştı. Bunu defalarca yazdım. Tıpkı ittihat Terakki’nin düştüğü acemiliklere düşülmüştür. İttihat Terakki de “Kiliseler Kanunu” nu çıkararak Balkan devletlerinin birleşmesini sağlamıştır. Barışan dört devlet ittifak kurmuşlar ve Osmanlı Devleti’ne savaş açmışlardı. (Balkan Savaşları).
Şimdi düşülen hata benzerdir ve çok daha büyüktür. Ha! Önüne geçilebilir miydi? Bilemem. Bence geçilirdi. Katolik ve Ortodoks aleminin birleşmesi engellenebilirdi.
Bu ittifak çok tehlikelidir. Malumunuzdur ki, İstanbul yeniden Bizans haline getirilecek. Yeni kurulacak Bizans devletinin başına getirilecek kişi Paleologlar sülalesinden bir şahıstır. Yani yeni kral bellidir. Ve Rusya halen bu kişiyi uhdesinde tutmaktadır. Bunu rahmetli Aytunç Altındal kitaplarında yazmıştı.
Önerim şudur:
Mutlak surette Japonya ve Meksika ile kesin ittifaklar kurulmalıdır. Güney Amerika’dan ABD sarsılmaya başlamalıdır.
Rusya coğrafyasında bizimle aynı düşünceyi, aynı kanı taşıyan milyonlar vardır. Bu milyonlar mutlaka harekete geçirilmelidir.
Nasıl harekete geçirilebilir? Oyunda oynaşta olmayınız. Oturup düşününüz, hesap kitap yapınız. Allah aşkına sizin kurmaylarınız yok mu? Hepsini Ergenekon tertibinde yok mu ettiniz? Eğer öyle ise eyvah ki ne eyvah. Gizli ödenekleri nerelere harcıyorsunuz?
Tabii ki bütün bunları ancak bir millî devlet yapabilir. Millî devletten bugünkü yöneticilerimiz bir şey anlamamaktadır. Kısa bir tarifini yapalım:
Millî devlet, uğruna kanını akıtan, nimetleri paylaşırken değil, külfetleri paylaşırken millet olduğunu ispat eden, vatanı için yeni kan bedelleri ödemeye her çağrıldığında hazır olan, severek şehit olmaya her zaman koşan, milletin devletidir.
Netice olarak yine Rahmetli Durmuş Hocaoğlu’nun bir düşüncesini aktarayım.
“Devlet dara düştüğünde, herkesin çil yavrusu gibi dağıldığı bir ortamda, yalnız devletine kan bedeli ödemek için, yine devlet asıl kurucularının çocuklarını göreve çağırır.”
Bu çağrım devletin asıl kurucusu olan Türk Milletinin bütün çocuklarınadır. Silahaltında olan olmayan, resmî görevi olan olmayan bütün kadrolaradır çağrım. Düşünen, aktif hareket edebilecek bütün millet evlatlarınadır çağrım. Gün bu gündür.
Türk Milletinin çocukları mutlaka var olma yok olma davasında yeni bir yol bulmalıdır. Yeni bir konsept belirlemelidir. Yeni ittifaklar kurarak güç toplamalıdır.
Düşmanlarımızın şakası yoktur.
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız.
0 Yorumlar.