İttifak kelimesi; güç birliği, aynı konu üzerinde fikir birliğine varmak, anlamlarına gelmektedir.
Askerî terminolojide ise şöyle tarif edilmektedir:
İttifak; bir devletin (ya da bir teşkilatın), düşmanını kendi imkânları ile ortadan kaldırması zor ise veya mümkün olmuyorsa veya düşmanını ortadan kaldırmak için fazlaca bir kuvvet kullanması gerekiyorsa, bu ortak düşmana karşı ortak sonuçlar elde etmek için diğer dost devlet veya teşkilatlarla kendi kuvvetlerinin faaliyetlerinin belirli bir ölçüde birleştirilmesi, kuvvetlerin bu ortak amaç için sevk ve idare edilmesidir.
Tabii ki biraz uzunca bir tarif! Kısaca ittifak; ortak düşmana karşı devletlerin veya teşkilatların kuvvetlerini birleştirmesidir. Bugünkü anlamda NATO herhalde bu tarife uyan en uygun düşen örnek olmalıdır!
İttifakı kuranlar arasında aslında bu çok önemli bir birlikteliktir. İttifaklar hayati önem taşıyan antlaşmalardır. Bu sebeple; böyle bir ittifakın kurulabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi lazımdır. Ancak bu şartlar, genellikle -bugünkü ittifakları kurup sevk ve idare eden devletlerin davranışında kendini gösterdiği gibi-, ittifakı kurmak isteyen kuvvetin şartlarıdır. Kuralları o koyar ve durumu o idare eder. İttifakı kuranın fikri, siyasi ve askeri üstünlüğü olmalıdır. Çünkü o “asıl” veya “lider” kuvvettir. NATO olayında ABD’nin oynadığı rol gibi…
İttifak yapmak isteyen asıl kuvvetin elbette ki varmak istediği ana hedefi vardır. Asıl kuvvetin veya teşkilatın, ana hedefine varabilmesi için:
1) İttifakın siyasî, fikrî ve askerî liderliğinin, yani inisiyatifin o kuvvetin elinde olması gerekir.
2) Ana kuvvetin ittifak yapılacak diğer kuvvetleri çok iyi seçmesi ve zamanla ittifak yapılan kuvvetler tarafından yalnız bırakılmaması gerekir.
3) Ana kuvvetin her halükarda ittifaka katılan diğer kuvvetlerin imkânlarından azami şekilde istifade edebilmesi gerekir.
Demek ki; asıl kuvvetin başarılı olabilmesi için müttefikler üzerinde siyasi ve kültürel üstünlük kurmuş olması gerekir. Asıl kuvvet, kendi imkânları ile birlikte müttefik güçlerin bütün imkânlarını, kuvvetlerini kendi başarısı yönünde kullanmak ister.
İttifakın liderliğini yapan asıl kuvvet, elbette ki ittifakın bütün çabalarının kendi lehine sonuçlanmasını sağlamak isteyecektir. Eğer asıl kuvvet veya lider grup, müttefikleri üzerinde bu üstünlüğü sağlayamazsa kendisi tecrit olur (yalnızlaşır), saf dışı kalır. Böylece ittifak hedefine varamaz. Bu sebeple ittifaklarda asıl kuvvet uzlaşmaz bir politika takip eder. Taviz vermemeye çalışır. Bugün ABD’nin yaptığı gibi! Hem bizimle müttefik, hem de düşmanlarımızı destekliyor.
Eğer lider devlet veya teşkilat, müttefiklerinin kuvvetlerini kullanamazsa, düşman kuvvetler karşısında yalnız kalır ve kuvvetlerini bitirir. Böylece ittifak başarısızlıkla, hareket mağlubiyetle sonuçlanır.
Netice olarak; ittifaklar, bir devletin veya bir teşkilatın, müttefiklerinin imkânlarından, düşmana karşı istifade etmek için bir “vasıta” olarak kullanılır. Yani siyasî ve askerî hâkimiyeti yaymanın bir vasıtası olarak kullanılır. İttifakta hakim kuvvet hangi devlet veya teşkilat ise, kurulan ittifak onun vasıtasıdır. O ne derse o olur.
Bizim de içinde yer aldığımız NATO ittifakı içerisinde patronun ABD olduğu gibi. Bu ittifakın içerisinde Türkiye daima son planda kalan bir ülke konumundadır. Şu anda NATO ittifakı içinde bulunduğumuz konum bu kuralların tabii sonucudur.
O halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni bir ittifak kurmalıdır. Bu yeni ittifakta kendisi lider olmalıdır. Bu ittifakı kurmak, sevk ve idare etmek acil hale gelmiştir.
Devleti yönetenlerin bu ihtiyacı evleviyetle anlaması, ittifak kuracağı kurum, kuruluş, teşkilât veya devletleri iyi seçmesi ve bir an önce hedeflerini ele geçirmesi gerekmektedir.
İttifak şu anda bizim için kaçınılmaz, tarihî bir görevdir.
0 Yorumlar.