Uyarmak Vatan Borcumdur 68 – Eyvah Derim

Eyvah Derim

Türkiye Cumhuriyeti Devleti nihayet yeni bir döneme girdi. Bütün endişem, düşüncem, kaygım, tasam bu idi!

Bana göre bu durum “hesap edilmiş” bir durumdur.

Zaman Gazetesi’nde 4 Haziran 2013 günü yazdığı makalesinde Mümtazer Türköne şöyle söylüyor: “Başbakan’ın öfkesi ise hesap edilmiş bir sonuca odaklı. Başbakan, öfkeyi sadece bir “hitabet sanatı” için değil, aynı zamanda “siyaset sanatı” olarak da kullanıyor. Öfkeli kitleleri öfke ile durdurmaya çalışıyor”.

Başbakan’ın bu olayda sergilediği öfkeli tutum, bilerek takip edilen bir stratejidir. Ve bana göre 3. Köprünün adının Yavuz Sultan Selim olarak tespit edilmesi bile, Türkiye’yi, Arap Baharı’na benzer bir Türk Baharı sendromuna sokmak için farklı mezheplerin, kitlelerin ayaklanmasına yönelik bir stratejik tasarruftur.

3. Boğaz köprüsünün adının Yavuz Sultan Selim Köprüsü konulduğu günün ertesi günü, İstanbul’da yayınlanan BirGün Gazetesi’nin manşeti aynen şöyle idi.

“YAVUZ SULTAN SELİM 1512 YILINDA ALEVİLERİ KATLETTİ, 2013 YILINDA İSE DOĞAYI KATLETTİ”

Bu isim strateji uzmanlarının Ortadoğu milletlerinin hassasiyetlerini bilerek, mezhep kavgalarını kızıştırmak, kışkırtmak için özellikle tespit ettikleri bir isimdir. Dikkat edilirse köprünün ismi, başbakanın ABD dönüşünün hemen ertesinde, köprünün temeli atılırken açıklanmıştı.

Köprünün adının Yıldırım Beyazıt Han Köprüsü olarak belirlenmesi daha doğru olacaktır. Çünkü Ankara Savaşı olmasa idi, Yıldırım Beyazıt Han İstanbul’u 50 yıl daha önce fethedecekti.

Orta yerde Batının İslam âlemine doğru yaptığı 21. Yüzyıl Haçlı yürüyüşü vardır. Bu yürüyüşün adına ne denirse densin; sonuç itibariyle Batılı müttefik kuvvetlerin, ekonomilerini yıprattığı, kültürlerini dejenere ettiği, sosyal yapılarını bozduğu hatta ordularını tasfiye ettiği İslam ülkelerine karşı, başarılı bir siyasetin arkasından yaptıkları askeri bir harekettir. Öncelikle bunu görmeliyiz. Manasını anlamalıyız.

Batılı ülkelerin tarihi hareketlerinin “kod”larını çözmeliyiz.

Irak’ın işgali hafife alınmamalıdır. Bu tam manasıyla bir savaştır. Elbette ki “demokrasi” diyeceklerdir. Elbette ki “şeffaflık”, “kalkınma” diyeceklerdir.

Düşmanına “seni mahvedeceğim” diyen bir siyasi ve askeri irade gördünüz mü? Bu ancak Orta Çağ’da olabilirdi. Türk Ordusu 1974 yılında Kıbrıs’ta yaptığı savaş “Kıbrıs Barış Harekâtı” adını vermişti. ABD Irak’a girdiğinde , “Size demokrasi getireceğiz, eşitlik getireceğiz, barış ve huzur getireceğiz” demişti. O halde, bu günü iyi analiz edebilmek için önce bu noktaya bizi getiren etkenleri düşünmemiz gerekiyor. Buradaki en önemli etken, öncelikle Batılı ittifak güçlerinin Doğuya doğru saldırıya geçtiğinin kabulüdür. Bu bir paranoya değildir. Yaşanmaktadır. Mevcut hükümetin stratejilerinin, ABD – İngiltere – İsrail stratejileri ile aynı paralelde olduğunu söylediğimiz anda, hükümeti destekleyenler hemen “ABD olmadan hiçbir şey yapılamaz, elbette ki ABD ile birlikte hareket etmemiz gerekiyor” diye savunmaya geçiyorlar. Bu demektir ki, hükümet ve hükümeti destekleyenlerin kafasında aslında “özgürlük, bağımsızlık” düşüncesi yoktur. Peşin kabuller vardır. O kabul de ABD olmadan bir şey yapılamayacağıdır. Bu bir nevi Amerikan mandacılığıdır. Gezi Parkı olaylarında, halkın içine karışmış olan 250 civarında yabancı ajandan bahsediyor haber kaynakları. Reyhanlı olayında da, daha önce bir markette meydana gelen “bayrak” kavgası araştırıldığında, marketin sahibinin Suriye asıllı bir ABD ajanı olduğu anlaşılmıştı. Demek ki etrafımızda Batılı ajanlar cirit atıyorlar. Dün akşam Ülke TV’de eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’nu dinledim. Sayın Orakoğlu da hala “manipule” edilmiş kitlelerin düşüncesini kuvvetlendirecek tarzda, Ülke TV.nin izleyicisine belirli, basma kalıp mesajları verecek şekilde konuşuyor ve “Bu işleri derin devlet yapıyor” demeye getiriyor. Tabii ki gerçeği araştırmayan, öğrenmeyen kitle, yandaş oturumcuların düşüncelerini hemen kabul ediyor. Bu kolaycı düşünce tarzını, bir türlü aydınlanamayan kitle daha doğru ve inanılır buluyor. Çünkü kendi televizyonunda, kendi düşüncesine yakın birinin düşüncesi olarak kabul ediyor bütün bu görüşleri. Soramıyoruz Bülent Orakoğlu’na. Sayın Orakoğlu, televizyonlarınızda her akşam açık oturumlara çıkmaktan dahi çekinmeyen, Soros’çu insanların Türkiye’de ne işler yaptığını neden anlatmıyorsunuz? Bu Soros’çu, Amerikan yanlısı insanların bu işleri yapabileceklerini neden anlatmıyorsunuz. Bunun cevabı meçhul. Derin devletin işi diyip, geçiliyor karşıya. Ergenekon’un işidir diye ucu açık, meçhul bir karanlığı adres olarak gösterdiniz mi, “evde zorla tutulan % 50” muhtemelen hemen tatmin oluyor. Bu büyük bir yanlıştır. Bu “özel”, “hazırlanmış insanlar” milletimizi aldatmaktan artık vazgeçmelidir. Milletimiz bunları iyi tanımalıdır. Tabii ki, şu anda Gezi Parkı sebebiyle, bir nevi isyan durumuna geçen insan kalabalıklarının masum istekleri de var. İster CHP’li olsun, ister Doğu Perinçek yanlıları olsun, insanlar masum isteklerini dile getiriyorlar. Getirmelidirler. Bence çok güzel de oldu. Kitap okuyan, müzik dinleyen, dünyayı, hayatı bilen insanların, tek tip, tek düze, dar görüşlü bu insanlara bir ders vermesi gerekiyordu. İyi de oldu. Rahmetli annem köy kadını idi. İstanbul’a 1962 yılında gelmiştik. Ben çocuktum. Yolda yürürken, bir kadının hususi otomobil kullandığını gördü. Köy kadını işte! Çok garibine gitmişti. Böyle bir şey görmemişti. Tepkisi aynen şu olmuştu. “Oy orospu!”. Evet aynen böyle demişti annem. Çok iyi hatırlıyorum. Şu anda evde zorla tutulan % 50 kitleye verilmek istenen kültür, kazandırılmak istenen meleke aynen budur. Bunu çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de aynı camianın içinden çıktım geldim. Bu mantıkla hayata ve olaylara bakan idareciler, “Ben de evlerde zorla tuttuğum %50 yi meydanlara toplarım” şeklinde bir irade ortaya koymuşlardır. Bu tıpkı rahmetli annemin yaklaşımı gibi eksik, sakat bir yaklaşımdır. Bu tavır elbette ki kendisine bağlı insanları da aynı mantıkla harekete geçirmektedir. İnternet sayfalarında, elinde bira şişesi bulunan, camilere ayakkabıları ile giren insanların bu “dinsiz-imansız” duruşları paylaşılıyor.”Bunların dini yok” demeye getiriyorlar. Ve böyle olunca da ağızlarına gelen küfürleri yazıyorlar. Çok yakından bildiğim, Cemaatten biri olan, son derece dindar bir dostumun bu tip küfürlerini okuyunca çok üzüldüm. Eğer o kardeşim hayata ve olaylara objektif bakmayı öğrenseydi, protestonun bir hak olduğunu öğrenseydi belki de böyle küfürler savurmayacaktı. Tabii ki hınç doluydu. Şunu söylüyordu: “Sen tut tank yap, sen tut insansız hava aracı yap, sen tut helikopter yap, sen tut nükleer santral kurmaya kalk, sen tut Filistin’e gitmeye çalış, elbette ki başına bunlar gelecekti!” Başbakanı ve partisini böyle savunuyor. Tabii ki bir görüştür. Savunabilir. Ancak, olayların arkasındaki gerçek nedenleri görmeden, yandaş basın yayın organlarındaki güvendikleri insanların ağızlarının içine bakan, kendi araştırmaları, okumaları, düşünmeleri olmadığı için de, taşın nereden geldiğini bir türlü anlamaları mümkün olamamaktadır. Şimdi bu kardeşlerime kitabı yuttursam artık etkili olamam. Ancak, şunu bilelim ki, milletler savaşırlar. Şu anda bizim ülkemiz de böyle bir savaşın tam ortasındadır. ABD-İngiltere ve İsrail ile birlikte hareket etmektedir. Başımıza bu savaş sebebiyle felaketler gelmektedir. Korkarım ki, ülkemizde masum ve haklı istekler olarak başlatılan bu tür ayaklanmalar çığırından çıkar ve gerçekten Batılıların istediği şekilde “Türk Baharı” haline gelir. Düşmanlarımız, ülkemizin bir yangın yeri haline gelmesinden hiç üzüntü duymazlar. Bu böyle bilinmelidir. Dost ve kardeşlerime şunu söylemek isterim. Gösteriler ne kadar masum düşüncelerle yapılırsa yapılsın, Türkiye’yi Libya haline getirmeye, Sudan, Mısır haline getirmeye ant içmiş kuvvetlerin, milletimizi getirip kilitlediği yer tehlikeli bir yerdir. Camiye ayakkabıları ile girenlerin, bira şişelerinin görüntülerinin videolara çekilerek yayınlanması kitleyi tahrik etmek için propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Doğal olarak, bu rezaletleri gören AKP yanlısı, evlerde zorla zaptedilen kesimin, ayaklanan kitlenin amacı ne kadar masum olursa olsun, camide bunları yapanları vicdanlarında affetmezler. İşte kaos böyle başlar. Bir de üç tane ajanın, Gazi olaylarında olduğu gibi, Sivas olaylarında olduğu gibi, silahını ateşleyip –Allah esirgesin- üç beş kişi katletmesi olayları çığırından çıkaracaktır. Ve olaylar o saatten sonra önü alınamaz hale gelecektir. Camideki rezalete tahammül edemeyen, başbakanına laf söylenmesine tahammül edemeyen kitlenin, artık bu saatten sonra önünün alınması mümkün olamayacaktır. Bu bakımdan başbakanın temsilcisinin “özür” dilemesi iyi olmuştur. MHP’nin bu işlere asla karışmaması iyi olmuştur. Milletimizin; kemale ermiş, olgunlaşmış olması, tecrübeli olması düşmanlarımızın bu oyunu bozmasında İnşallah etkili olacaktır. Ve düşündükleri Türk Baharı olmayacaktır. Bendeniz, öncelikle hükümete Batı ile kurduğu ittifakı gözden geçirmesi tavsiyesinde bulunmak istiyorum. İsrail’in NATO’ya alınmasına olur veren bir Türkiye’nin yanlış yolda olduğunu düşünüyorum. Milletimizin tümüne de, bugüne kadar gösterdiği olgun davranışlarını devam ettirmesi tavsiyesinde bulunuyorum. Devletimizin birliği ve bütünlüğü için, milletimize hizmet için hangi iktidar elinden geleni yapıyorsa başımızın üstünde yeri vardır. Bizim karşı geldiğimiz şey, ülkemizin meçhul bir karanlığa götürülmesidir. Bunun tarihi manası vardır. Askeri manası vardır. Bugünkü politikaları hatalı buluyorum. Eğer hükümetimiz, Batılıların Arap Baharı stratejisinde uyguladıkları projeyi Türkiye için de uygulamaya koymuşlarsa, uyanıp bu oyunu bozmalıyız. Bu çok tehlikeli bir yol olacaktır. Bana göre ülkemiz stratejik anlamda yeni bir döneme girmiştir.

Buna “EYVAH” derim. Bütün endişem de bu idi. Bu gidiş hatalıdır. Buna dur denilmelidir.

Hatanın neresinden dönülürse kârdır.

Uyarmak vatan borcumdur.

Uyanınız. Mikdat Topçu

5.6.2013

Yorum Yap