UYARMAK VATAN BORCUMDUR 33 – Devlet Taviz Vermez

Devlet Taviz Vermez

 Değerli dostlar,

Sizlere, hepinizin çok iyi bildiğini düşündüğüm tarihi bir menkıbeyi anlatacağım.

Bu menkıbe Anadolu Selçukluları döneminde, Alpaslan döneminde geçer. Alpaslan, Bizans sarayına nüfuz etmek istemektedir. Bizans Sarayı’na çok güvendiği bir yakınını sokmak ister. Bunun için bir mizansen hazırlar. Bu mizansen; çok güvendiği iki Selçuklu beyini savaştırarak, birinin mağlup olup kaçması ve saraya sığınması şeklinde hazırlanmış bir senaryodur. Senaryo uygulanır. Alpaslan’ın beyleri arasında hainliği kabul eden kişi amcasının yeğeni Ersagun Bey’dir. Ersagun Bey, savaşı kaybeder, Selçuklu’dan kaçar ve Bizans’a sığınır. Tabii ki Bizans kralı ona çok güvenir. Ersagun Bey’i kullanarak Selçuklulara istediğini kabul ettirebileceğini zanneder. Gerçekte Bizans kralı durumdan gafildir. Ersagun Bey, Alpaslan’ın kurgulamış olduğu bir senaryo ile Bizans sarayına bir şekilde sokulmuş olur. Ebedi hainliğe talip olan Ersagun Bey, yıllarca Bizans sarayından Selçuklulara istihbarat sızdırır. Hatta derler ki, Perşembepazarı’ndaki Arapcami Selçuklu ajanlarının o zamanlar üssü durumda idi.

Değerli dostlar, düşünüyorum, Bizans sarayında ikamet eden, her gün Bizanslıların kontrolünde olan Ersagun Bey, Bizans devletinin içinde iken, acaba siyasi demeçler vermeye kalksaydı, nasıl demeçler verirdi!

Hiç düşündünüz mü?

Herhalde ajan olduğunu belli edecek şekilde, ahmakça demeçler vermezdi. Akılsızca konuşmazdı. Çünkü bu durum onun sonu olurdu.

Tarihte geçen bu gibi olaylar, herhalde halen siyaset yapmakta olanlar için ibret verici olmalı ki, günümüzün Ersagun Bey’leri siyaset konuşurken, demeçler verirken, çok tedbirli davranıyorlar. Daha da ileri bir teknikle, yazılı ve görsel basında da konuşmaları ve demeçleri herkes tarafından hemen duyulduğu için, bu “herkes”in meşrebine tam uyacak şekilde “dini” içerikli demeçler vererek, hem düşüncelerini istedikleri gibi açıklamakta, hem de içinde bulunduğu toplumun, “herkes”in, gönlünü de bir biçimde almış olmaktadır.

Neden böyle bir örnek verdiğimi herhalde çoğunuz hemen anlamışsınızdır!

Mesele; dün (16.12.2012) Bolu’da bir demeç veren Başbakan yardımcısı (RTÜK’ten sorumlu başbakan yardımcısı) Bülent Arınç’ın açıklamalarıdır.

Başbakan yardımcısı Sayın Bülent Arınç;

“Size üç arkadaştan bahsedeyim; Durmuş, Yakup, Abdullah”

diyerek söze başlamış ve aşağıdaki şekilde konuşmuştur.

“Size üç arkadaştan bahsedeyim; üç kişi Anadolu’dan gelmişler, birisinin adı Durmuş, birisinin adı Yakup, birisinin adı Abdullah. Tapu Kadastro Meslek Lisesi’nde arkadaşlık yapıyorlar. Lise Ankara’da, Maltepe’de, Demirtepe tarafında bir yerde. Okulun karşısında da yurt var. Anadolu’dan gelen bu öğrenciler bu yurtta bir aradalar. Üçü namaz kılıyorlar, üçü de inançlı insanlar. Çok iyi arkadaşlıkları var, Maltepe Camisi’ne gidiyorlar, ders çalışıyorlar. Hepsi Anadolu’dan gelmiş, ailesinden bu eğitimi almış veya bu gelenekleri yaşatan insanlar.

Sonra yıllar geçiyor; bunlardan birisi yurt dışında tahsil yapan, Hukuk’ta okurken benim de bir yıl arkadaşlığımı yapan Durmuş Yılmaz olarak Türkiye’de Merkez Bankası Başkanı oluyor. Uşaklı Durmuş Yılmaz, o üç arkadaştan birisi. İkincisi Yakup İnce, Konya’dan yetişmiş bir mühendis, 30 yıldır Medine-i Münevvere’de mühendis olarak çalışıyor. Üçüncüsü de Abdullah, Abdullah Öcalan. Tapu Kadastro Meslek Lisesi’nin öğrenci yurdunda, birbirlerini çok seven, namazı beraber kılan, orucu beraber tutan, iftarlara, sahurlara beraber kalkan bu insanların hayatları hangi noktada kesişmiş, hangi noktada ayrılmış. Türkiye’nin son 50-100 yılını bu tablonun içinde görebilirsiniz.”

“Öcalan da belki karanlığın kurbanı olarak bu yollara sevk edildi”

Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’in, Dink’in cenazesindeki “Bir çocuktan, bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamamız gerekiyor” sözlerini anımsatan Arınç, şunları kaydetti:

“İşte Abdullah Öcalan da aynen öyle, belki bir karanlığın kurbanı olarak bu yollara götürülmüş, sevk edilmiş, içinde MİT’in parmağı da olabilecek şekilde, başkalarının da desteklemesi suretiyle şimdi İmralı’da, 11-12 seneden beri tecrit halinde yaşayan bir insan. Ama bir çocukluğu, bir gençliği var. Türkiye’de yaşayıp da idam sehpasına gidenlerin, Hüseyin İnanlar ile Yusuf Aslanlar ile pek çoğuyla tarihte yolu kesişmiş bir insan olarak söylüyorum, Kürtlüğü inkar ederseniz, senin dilin yoktur derseniz, var diyenlere de cezaevi yoluna gösterirseniz bu işin çözümü olmaz.

“Ben de aklıma gelse dağa çıkardım”

Ben bir BDP’li kadın milletvekiline çok kızıyordum, çok beddua ediyordum. Halen milletvekili bu insan ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, şimdi artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır’dan cezaevinden çıkanların yarısından fazlası dağa gitti, yarısından fazlası da dağdakilere övgüler düzüyor. İnsanlara zulmederseniz, haksızlık, fena muamele yaparsanız bunun karşılığı sabır gösterenler de reddedenler de bunun hesabını sormaya kalkanlar da olabilir.
Biz Türkiye’de, ‘Ben Kürdüm’ diyen insanın rahatlıkla bunu söyleyebileceğini çünkü bu ülkede bin yıldır Kürtlerin var olduğunu, onlarla müşterek bir tarihimiz ve kaderimiz olduğunu, Cumhuriyeti birlikte kurduğumuzu söylüyoruz. Bu Ak Parti‘nin başarısıdır.

Kürtçe için bugün seçmeli dersleri koyduysak, bir TRT kanalını sabahtan akşama kadar verdiysek, 29 tane yerel ve bölgesel televizyona anadilinizde istediğiniz yayını yapabilirsiniz dediysek, ‘Ben Kürt kimliğim var, ben hiçbir hakkımı alamadım’ diyen insan yalan söyler. ‘Ben şunları istiyorum’ diyen herkes anayasal ve hukuki haklarını tamamen AK Parti hükümetleri döneminde almış durumdadır. Şimdi karşımızda Kürt meselesinden ziyade bir terör meselesi var, onu da inşallah çözeceğiz.” (16 Aralık 2012, Hürriyet Web sitesi).

Evet, konuşmayı aynen, basında olduğu gibi aldım.

Sayın Bülent Arınç, şahsen, BDP milletvekili ve Abdullah Öcalan için bunları düşünmüş olabilir. Buna kimse karışamaz. Yasalar karşısında suç olsa bile! Çünkü nasıl olsa “köpeksiz köy bulmuşlar, değneksiz geziyorlar”.

Ancak, hükümetin bir üyesi olarak, BDP ve PKK ile ilgili olarak, 30 yıldır devletin altından girip üstünden çıkan, devleti alt üst eden, 35 bin vatandaşımızı öldüren, dağlarda halen ordulaşmış bir şekilde düşmanı ile savaş yapan (tabii düşman Türkiye devleti ve Türk Milleti’dir), hala silahlanmaya daha da devam edeceklerini açıklayan, tarihte eşi benzeri görülmemiş şekilde düşmanla kucaklaşan, TRT ŞEŞ’i kuran, her konuda taviz veren, devleti bölünme noktasına getirmiş bulunan bir hareketin mensupları için böyle bir demeç verildiğinde insanın aklına ister istemez Ersagun Bey geliyor.

Değerli dostlar, sizler de aynı durumda olsa idiniz, nasıl demeç verirdiniz? Herhalde Bizans kralını kızdırmazdınız, değil mi?

Bu tür demeçleri verenleri, bu tür taviz politikaları takip ederek vatanımızı bölünme noktasına getirenleri, milletimizin dini hassasiyetlerini çok iyi bilip, dini argümanlarla Türk Milleti’ni aldatarak, kafalarındaki zehirlerini milletin ve devletin üstüne kusanları Allah’a havale ediyorum.

Ha! Sadece Allah’a havale etmek onlar için önemli değildir. Görevlerini yapıyorlar.

Onlara kanarak, onların bu tür taviz politikalarına çanak tutarak, devletin bölünmesinde hiçbir beis görmeyenleri esasen Allah’a havale ediyorum.

Değerli dostlar, uyanınız. Yollara düşünüz, milletimize bunları anlatınız. Milletim bu olaylardan gafil bulunuyor. Milletimi uyandırınız.

Bütün vatanseverler birleşiniz.

Bütün vatanseverler uyanız.

Uyarmak vatan borcumdur.

Dua ile kalınız. Allah’a emanet olunuz.

Mikdat Topçu

17 Aralık 2012

 

 

 

  1. Kimin ersagun beyi ama bu önemli

  2. ERSAGUN BEY’i burada hain gibi göstermek densizliğin daniskası olmuş,Alp Arslan’ın çocukluk arkadaşı ve komutanlarından birisi ve bilerek,isteyerek bu görevi yerine getiriyor.Ne demek ‘ersagunlar..’ güzel makale olmuşta o kısımı sıçıp sıvamışsın..

Yorum Yap