Aylık Arşiv: Ekim 2015 - Page 2

Ey Türk Uyan!

 

Reconquista ve Türk Milleti’nin Mukadderatı adlı kitabımda, Mehmet Emin Yurdakul’un “Ey Türk Uyan” adlı şiirinden bazı bölümleri yazmıştım. (1)

 

Bugün gelinen noktada milletimizin tarihî, büyük uyanışını sağlamak en büyük görevimizdir.

 

1914 yılında kaleme alınmış olan bu şiiri, halen ülkemizin içinde bulunduğu durumu anlatması bakımından, bizlerin uyanmamız bakımından, önemli buluyorum.

 

Sadece iki kıtasını buraya alıyorum.

           

 

            “Sus ağlama, harabenden kalk doğrul,

            Kaldır, solgun, felaketli başını,

            Dindir kanlı gözlerinin yaşını,

            Çık meydana, kurtulmaya bir yol bul!”

 

            “Beklediğin daha hangi musibet?

            Elvermez mi, bağrındaki yaralar?

            Elvermez mi, alnındaki karalar?

            Elvermez mi, bu sefalet, bu zillet?”

 

 

                                               Ey Türk Uyan

 

Mehmet Emin Yurdakul

[1] Reconquista ve Türk Milletinin Mukadderatı, Sayfa 137

Açılış Töreni

Değerli dostum Zennur Karslı Bey’in mimar kızının açtığı İZLEM MİMARLIK bürosunun açılış töreninde kıymetli hoca efendinin yaptığı duaya el açıp amin derken.

 

Tekrar hayırlı olsun diyorum.

 

İzlem Mimarlık açıldı

Dağlıca’da Yine Şehitlerimiz Var.

“Bize göre her yabancı şey düşman ya da hedeftir.

Hiçbir şey ve hiçbir kimse bizim dostumuz olamaz.

Hiçbir şey ve  hiçbir kimse…

MOSSAD-İhanet Çemberi

Victor Oskrovsky-Claire Hoy

 

Türk Milleti yüzyıllardır ağlıyor. İslam alemi yüzyıllardır ağlıyor. Doğu kültürü yüzyıllardır mağlup. Haber bültenlerinde hep bizim insanlarımızın gözyaşları var. Hep biz şehit veriyoruz. Hep bizim izzet ve şerefimiz ayaklar altına alınıyor. Türkiye’de, Irak’ta, Filistin’de, Pakistan’da, Afganistan’da, Kıbrıs’ta, Bosna Hersek’te… Hep bizim insanlarımızın feryatları var. Haber bültenleri adeta ölüm bültenleri gibi!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti yine şehitler veriyor. Yine kan kaybediyoruz. Hakkâri’de, Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Batman’da, Tunceli’de, Çukurca’da, Dağlıca’da! Hain saldırılar, kurşunlar, şehitler, şehitler…

Ah şehitlerimiz! Müsterih olunuz, size “ölüdür” demiyoruz!

Türk Milletinin başı sağolsun.

 

Şiir

11)

Osmanlı şehzadelerine, sultanlarına acımasızca saldıran bir paylaşımcıya şu şiirimle cevap vermiştim.

Deyyus-u Ekber

Şecereye bakmadan konuşur, atar tutar
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var
Hiç gözünü kırpmadan vatanını da satar
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Atama kimler sövdü, önce bir onu öğren
Nice Pier Lermit’ler, Papa Pius’lar söven
Sen soyundan değilsin, duvara gidip siğen
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Dandini bey, züppe yazar, yalaka
Hayırdır mirim, hainle ne alaka
Biliyorum ki hakkın, güzelce bir falaka
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Senin atan değil mi, açık söyle bilelim
Seni de düşman sayıp, defterlerden silelim
Bir deyyusu hallettik, oh be, şükür, diyelim
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Aman ha kendine gel, haddini bilmez mason
Kaç gündür uyumadım, halimi bilme, olsun.
“Urun ha!” demiş Sultan, ruhumdan silemezsin
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

“Bre Orhan nicesin?” demiş o büyük Sultan
Haçlının ta koynuna girmiş o büyük Sultan
Tarih, sen en büyüksün demiş, o büyük Sultan
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Haçlılar küfretmişti sana ne oldu ulan
Milletimin içine sinmiş zehirli yılan
Belli ki bir de sensin Haçlıdan miras kalan
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Senin aklın almaz ki o muazzam dehayı
Türk’e vatan bahşetti bu en büyük sahayı
Şimdi düşman çatlatır, torunu, amca-dayı
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Deniz üstünde yürür, düşmanı arar bulur
Öcünü komaz alır, o bir Hayreddinlidir
Seni biliyorum ki, mutlak başka dinlidir
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

“Ya Bizans beni alır ya ben Bizans’ı” demiş,
Zındık, bil ki o sultan, Resul’den müjdelenmiş,
Kalkıp “piçtir” diyorsun, hayırdır mirim ne iş?
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var

Deyyus-u ekber kimdir, bilir misin? Diyeyim
Şerefsizin, hainin kendisidir ne deyim,
Sen saldır ki ben kalkıp seferlere gideyim.
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Mirim, bil ki o en çetin mücadele yürüyor.
Milletin düşmanları köpek gibi ürüyor,
Kahraman kim, tarih te, hatta dünya biliyor,
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

Uyan ey aziz millet, hala o düşte misin?
Ajanlar içindedir, barlarda başta mısın?
Yoksa hala oyunda, çocukluk yaşta mısın?
Atasına küfreden deyyus-u ekberler var.

08.01.2015

“Urun ha”, vuruh ha anlamındadır. Bir savaşta Osmanlılar savaşı kaybetmek üzeredir. Bir yiğit sultana gelir ve “Ne yapıyorsunuz sultanım, biz bu savaşı kazanabiliriz. Urun ha diye emir verin” der. Sultan “urun ha” emrini verir. Bu emir alınınca geri hizmetlerdeki aşçılar, hizmetliler bile kepçeyi, tavayı kapıp saldırıya geçer ve savaş böylece kazanılır.

Yeni akraba buldum

Aydın Topçu Bey ile meğer akraba imişiz! Tanıdığıma memnun oldum. (Vağında’lı)

Mikdat Topçu'nun fotoğrafı.

Taziye Ziyaretimiz

Rahmetli Kenan Yücel için kardeşi Cemil Yücel Bey’e Hayrullah Yılmaztürk’le beraber taziye ziyaretimiz.

Mikdat Topçu'nun fotoğrafı.

Yeni Şafak Yazarının tesbitleri

Aşağıdaki yazıyı Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül’ün bugünkü makalesinden aldım. Çok güzel bir tespit. Aynen katılıyorum. Durum budur.

Ancak, bu görüşe saihip olan yazarların, olaylarla ilgili olarak tarih, millet, devlet ve iktidar arasındaki alakayı da objektif bir şekilde değerlendirmesi gerekir. Tarihe ve olaylara partizanca bakanların bu değerlendirmeyi tarafsız bir şekilde yapması mümkün değildir.

Keşke; karar vericilerle olayların ilgisini, devlet aklını temsil eden iktidar sahiplerinin bu konulardaki etkilerini, becerilerini, zaaflarını, kararlılıklarını veya kararsızlıklarını tarafsız olarak yapabilseler. Unutulmamalı ki, bir şehrin belediyesini idare etmekle devleti idare etmek farklı şeylerdir.

Devlet adamı sorumluluklarını yerine getiremeyenleri de sorgulamak gerekir. Açıkça belli ki devleti idare edenler “devlet aklı” na sahip bulunmamaktadırlar. Yani günümüzde bir kaht-ı rical mevcuttur.

Eğer bu eleştirileri tarafsız bir şekilde yapabilirlerse işte o zaman gerçekten vatansever olduklarına inanabilirim.

Lütfen okuyunuz:

“Artık bir dünya savaşı görüntüsü veren güçler çatışmasının hiçbir ülkenin gözünün yaşına bakmadığını, hiçbir millete saygı duymadığını, acımasız bir tarihsel dönemin başladığını, bu çatışmanın en ağır faturasının bizim coğrafyaya kesileceği gerçeğini kabul etmekten başka çaremiz kalmadı. Bugün kabul etmezsek, birkaç yıl içinde bunları yaşayacağız.

Bu yüzden, Türkiye için tam bir teyakkuz hali, tam bir alarm hali zarurettir. Sınır ve harita taslakları Türkiye’yi vuracaktır. İçeride oluşturulan cepheler, kalıcı hale getirilen kamplaşmalar, ortak alanların hızla daraltılması bu tehlikenin işaretidir.”

Türk Aydınının Osmanlı Düşmanlığı

10)

Tahammül edemediğim konulardan biri de bazı aydın takımımızın Osmanlılarla ilgili düşünce ve yazılarıdır. Hiçbir tarihî dayanağı olmayan düşüncelerin, benim de görebildiğim bu sayfalarda gözüme sokarcasına paylaşılmasına katlanamıyorum. Buna sabretmem asla mümkün değildir. Kim olursa olsun cevabını vereceğim. Çünkü hayatımın manası budur.

Vakıflar Haftası nedeniyle Çemberlitaş’ta bir sergi açılmıştı. Bu sergiyi ziyarete gitmiştim. Sergide, dönemin belediye başkanları vakıf kuranlara “vakıf senedi” verirken, imzaladıkları belgelerde çok ilginç ifadeler kullanmıştı. Duygulanmıştım. “Meselâ; Allah sana iki Cihan saadeti versin! gibi dualar”

Sergiden çıkarken ziyaretçi defterine şöyle yazmıştım. “Ey büyük Osmanlı! Büyüklüğünü bir defa daha anladım!”

Evet, Osmanlılar Türktür. Tıpkı Selçuklular gibi, tıpkı Göktürkler, Hun Türkleri, Karahanlılar vs. gibi.

“Deniz üstünde yürürüz,
Düşmanı arar buluruz.
Öcümüz komaz alırız.
Bize Hayreddinli derler.”

Osmanlı devleti imparatorluktu. İmaratorluk sisteminde sadece bir tek millet olmaz. 25 milyon kilometrekare topraklarda hemen hemen her milletten insan vardı. Asırlarca bu milletler adalet ve huzur içinde yaşadı. Öyle ki; Ankara Savaşı’nda devlet kuvvetsiz hale geldiğinde ayrılması mümkün olan Balkan milletleri devletimizden ayrılmamışlardır.

Şimdi, ardını önünü bilmeyenlerin Osmanlı ile ilgili ileri geri yazmaları, konuşmaları beni rahatsız ediyor.

Haa! Düşman da olabilirler. O ayrı bir konu. O zaman kim adına konuştuklarını, hangi milletten olduklarını açıkça ilan etmelidirler. Biz de ona göre yazalım cevabımızı.

Zaferlerimizin ruhu yolumuzu aydınlatacaktır.

Yaşasın Büyük Müslüman Türk Milleti.

Türk Aydını

9)
Değerli dostlar,

Türk aydınının “doktrin” yapısı bozulmuştur. İstikameti bozulmuştur, istikamet krizine girmiştir bazı aydınlar. Ne idüğü belirsiz kaynaklarla hareket eden, tarihî, ilmî ve dinî hiçbir gerçeği yansıtmayan görüşler bizim medeniyetimize ait görüşler değildir. Bu görüşler, henüz şahsiyetini bulamamış, kendi kültürünün kodlarını anlayamamış, Müslüman Türk milletine tepeden bakan, kibre kapılmış bir aydın görüşüdür. Doktrin anlayışı olmayan, istikameti bozulmuş aydın görüşüdür. Bazı aydınlarımızın görüşleri Müslüman Türk Milletini “devlet” yapan görüşler değildir. Bu aydın takımını kendi akidesini yeniden sorgulamaya davet ediyorum.

Doktrin ve metot anlayışı olmayan aydın, yabancı felsefelere kolaylıkla sapmaktadır. Kabbala’nın, İncil’in, Eski Yunan’ın ve Türk milletinin temel dünya görüşünü inkâr eden diğer yabancı medeniyetlerin esaslarına inanmakta ve kendi dinî ve millî değerlerini hafife alarak alay etmektedir. Kendi yerli ve millî görüşümüzün, inançlarımızın, doktrinimizin “geri” olduğunu zannetmektedir. Bazı aydın takımı kendisini sosyete ve ilerici olarak görmekte, kendi medeniyetinin kodlarını inkâr etmekte ve halkından kopmaktadır. Çünkü aydınımızın olayları izah etmekte kullandığı temel bir metodolojisi yoktur. Bir türlü kendi akidesini bulamamaktadır.

Müslüman Türk milletinin kültür sistemi “bütüncül üst düzey büyük kültür sistemi” dir. Müslüman Türk Milletinin hayat düzeni; önünde birkaç koyunu, elinde kavalı ve sırtında kepeneğinden ibaret bir çobanın kültüründen ibaret değildir. Sayısız destanlar yaratan, Orhun kitabelerini yazan, Taç Mahal’i, Süleymaniye’yi yapan, Dede Korkut, Mevlana, Yunus Emre ve Itri’leri yetiştirebilen bir kültür sistemi elbette bütüncül üst düzey büyük kültür sistemidir. Medeniyetimizden, Türk ve Müslüman oluşumuzdan gurur
duyuyoruz.

400 yıl ara ile iki Türk hakanının yaptığı duaya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Sultan Alparslan Malazgirt Savaşı’na giderken aşağıdaki duayı eder:
“Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur cennete girerim… Askerlerim! İşte atımın kuyruğunu bağladım. Bir er gibi savaşa gireceğim. Üzerimde sultanlık belirtisi hiçbir şey yoktur. Şehit olursam, üzerimdeki şu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır… Ya Rabbi! Seni kendime vekil ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Senin uğrunda savaşıyorum. Ey Tanrım, niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde yalan varsa beni kahret.”

Ve bundan yaklaşık dört yüz yıl sonra II. Murat Varna Savaşı’na giderken hemen hemen Alparslan’ın yaptığı dua gibi dua eder. Muharebe başlamadan önce namaz kılmış ve

“Ya İlahi, mü’min kullarını, benim günahım çokluğundan ötürü küffar elinde zebun etme! İlahi, Habib’in hürmeti içün, ümmetini Sen sakla ve Sen mansur-u muzaffer eyle!”

Unutmayınız! Zaferlerimizin ruhu buralarda gizlidir.

Müslüman Türk Milletinin derin akidesine inanmayan, onunla alay eden, sapık düşüncelerden kendisini alamayan aydın takımına rağmen, Büyük Türk Hakanlığı’nın zaferlerinin ruhu yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.

Türklerin Anadolu’ya Yerleşmesi

8)

Osmanlıların tarih sahnesine çıktıkları 1235 yıllarında Anadolu karışıktı, perişandı. Ama 1281 yılında Ertuğrul Bey’in öldüğü zaman 1000-2000 metrekareden fazla toprağı olmayan Osmanlı’ların içinde yeniden var olmayı hazırlayacak gizli kudretler vardı, hazırdı. Ve bu kudretler 3.5 yüzyıl gibi bir zamanda kendilerine verilen toprağın 20 bin kere daha büyüğüne sahip olacak kadar büyük sırlarla doluydu. Unutulmamalıdır ki, bu gün de, kimsenin aklının almayacağı bu sırlar bu milletin içinde gizlidir.