Kategori Arşivi Uncategorized - Page 15

Cizre’de İki Hafta – Dr. Murat K. Topçu’nun Gözlemleri – 1

Birinci Bölüm

İlk Durak Ankara
Başhekim beni aradı ve “Tüm hastanelerin başhekimlerini aradığını, terör olayları sebebiyle sıkıntılı olan yerlere doktor gönderileceğini, gönüllü varsa onların gönderileceğini, gönüllü yoksa yeni mezun doktorlardan hizmet puanı en düşük olanların gönderileceğini” söyledi. Sonra da bana; “Ne dersin?” diye sordu.

Düşünmek ve ailemle istişare etmek için zaman istedim. Eşimle ve büyük 2 oğlumla konuştuk. O şartlarda yeni mezun birinin tecrübesizliği nedeniyle çalışmasındaki zorlukları düşünerek kendim gitmeye karar verdim. Benim gönüllü olarak gitmek istediğimi başhekimi arayarak bildirdim.

Allah biliyor, nereye gideceğim, nerede çalışacağım konusunda kimseye tek söz etmedim. Ama Diyarbakır’da çalışmak istemiyordum. Olacaksa Cizre veya Silopi olsun diye düşünüyordum. Rabbim Cizre’de çalışmayı nasip etti.

Sonraki Sayfa »

Yavuz Sultan Selim

Değerli dostlar,

Ecdadımız Osmanlılara hücum edenleri affetmiyorum. Kimisi “Osmanlılar Türklüğü yok etmiştir” diyor, kimisi Osmanlı padişahlarının katil olduklarını söylüyor, kimisi de “piç” olduklarını açıkça yazıyor. Bütün bu iftiraları, biz bu milletin evlatları olarak okuyoruz, görüyoruz, dinliyoruz. Ve bir şey söyleyemiyoruz.

Televizyonlarda sürekli dini programlar yapan bir Hocaefendiye, Türklerin İslama hiç mi hizmetleri yok, Türklerin gaza ile, İslamla ilgili hiç mi  menkıbeleri yok, neden bunları anlatmıyorusunuz Hocam? diye sormuştum. “Biz din adamıyız” demişti.

Milletimizin geçmişi ile bağını din adına kesenleri ve milletimizin geçmişinden bahsettiğimizde bunu ırkçılık olarak görenleri affetmiyorum.

İşte bakınız; Yavuz Sultan Selim bir evliya idi. Menkıbeyi kitaptan alıntı yaparak size aktarıyorum.

Bizler böye bir milletin ahfadıyız. Elhamdülillah.

***

Yavuz Sultan Selim’e bir rüya anlatılır. Bu rüyada; Hazreti Muhammed ve dört halifesi, Hazreti Ali vasıtasıyla kendisine selam gönderir. Rüyada ; “Kalkıp gelsin, Haremeyn hizmeti ona buyurulmuştur” işareti verilir.

“Bu müjde haberini dinleyen Yavuz’un gözlerinden yaş gelir. Bunun üzerine dindar ve kahraman padişah: Biz demez miyiz ki bir canibe memur olmadan hareket etmemişüz. Ecdadımız vilayetten behremend olup kerametleri vardı, ifadesiyle, eski Türk hakan ve sultanları gibi ve şüphesiz daha büyük bir kudret ve derin imanla, Osmanlı padişahlarının da ilahî irade ile teyid olunduklarına ve evliya kudretine sahip bulunduklarına inanıyordu. Nitekim Molla Şemsedin de; İslam sultanı olan Osmanlı hanedanı Hakk’ın nazarındadır. Selim Han dahi daire-i evliyadan taşra değildir, diyordu. Başka birisi de Yavuz Selim hakkında;Ruhaniyetten behremend (nasibi olan, bilen, anlayan- MT) oluklarına müteallik kelamın tevafuku ile padişahın kerameti dasdik edilmiştir, mütalaasında bulunuyordu”

Prof. Oman Turan

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi

Sayfa

299-300

Osmanlılar Oğuz Han Soyundandır 4

Prof. Osman Turan’ın Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi eserinden devam. s. 255

 

“Osmanlılar, Anadolu’da yaşayan Türkmenlerle akrabalıklarını unutmuyorlar, müşterek Oğuz Han ataya sahip bulunduklarını, Karakoyunluların Deniz Han, Akkoyunluların da Bayındır Han neslinden geldiğini biliyorlardı. -Aşık Paşazade, s. 82”

“Türk töresi hakim olduğu için hanlar soyuna mensup olmak hükündarlık ve beylik şartı idi. Bu sebeple de büyük bir istila hareketinde bulunan ve imparatorluk kuran Timur, asla han veya sultan unvanını taşıyamamış, sadece emir unvanıyla iktifa etmiştir”

“Sultan II. Murad Büyük Gazi ve muzaffer bir padişah olduğu gibi millî şuur ve kültürün de hamisi idi. Devrinde Türçe telif ve tercüme faaliyeti ile birlikte Oğuz destanı ve ananeleri canlanmştı. Yazıcıoğlu’nun Türkçe Selçuknamesi Milli tarih şuurunun uyanışını gösterir. Gerçekten, bütün eski tarihlere göre, Osmanlılar kendi tarihlerini, Selçuklu, Büyük Selçuklu ve Karahanlı zinciri ile Oğuz hana bağlamak suretiyle, Türk devletleri arasında ilk defa olarak millî tarih şuuruna erişme şerefini kazanmışlardı.”

…

“Bunun gibi Türkçenin devlet dili haline gelmesi de yine Osmanlıların eseridir. Gekçekten bütün imparatorluk idnaresinin muameleleri, yabancı devletlerle muhaberat ve dünyanın en zengin Türçe arşifi Osmanlara ait olduğu gibi Orhan Gazi vakfiyelerini ilk defa Türçe yazmakla vakıf dilinin Arapça olması kaidesi de kısmen değiştirilmiştir.”

 

Osmanlılar Oğuz Han Soyundandır 3

Profesör Osman Turan’ın Türk Cihan akimiyeti Mefkûresi Tarihi eserinden devam edelim. sayfa 254

 

İlk Osmanlı tarihçileri padişahların bu yüksek neseplerini belirtmekte hassasiyet gösteriyorlardı.

“Türk mabeyninde sıhhate yetişmiştir ki ki Hazreti Peygamber zaman-ı şeriflerine karîb Bayat Boyu’ndan Korkut Ata koptı. Oğuz Ata’dan sonra ancalayın akıl ve kiyaset, fehim ve feraset sahibi ata gelmemişti. Şöyle ki; umur-i atiyeden çok nesneyi Hak Subhanehu anın kalbine ilham ederdi. Demişti ki; ahir zamanda hanlık girü Kayı’ya değe. Ellerinden kimse almaya. Muhakkaktır tir ki dedugi Âl-i Osman’dur” düşüncesi devrin Anadolu’sunda yaygın idi. Nitekim Dede Korkut kitabının başında bu Türk velisi hakimiyetin Kayı boyuna ve Osmanlılara intikal edeceğini müjdeleğini yukarıda belirmiştik.”

“Gerçekten bu parçayı nakleden Türkçe Selçuk-name; “Padişahımız Sultan Murad bin Mehmed Han… Oğuz’un kalan hanları uruğundan, belki Cingiz hanları uruğunun dahi mecmuundan ulu asil ve ulu sükük’dir. Şer’ ile ve örf ile  dahi Türk hanları ve Tatar hanları dahi kapısına gelip selam vermeğe ve hizmet etmeğe layıktır, ifadeleri, cihan hakimiyeti hakkının kendilerine aidiyetini gösterir. İlk Osanlır da hakimiyetin göçebelere ait bulunduğunu biliyorlardı. Osman Azi’nin merhum Kara Osman dahi daim bu öğütü oğlanlarına verirmiş, olmasun , ki oturak olasız, ki beylik Türkmenlik ve yörüklük edenlerde kalur dermiş, düşüncesi kayda şayandır ve kendi aıllarını muhafaza endişesini gösterir.”

Bu notlarda Osmanlıların soylarının Kayı Boyu’na dayandığını açıkça görüyorsunuz.

 

Osmanlılar Oğuz Han Soyundandır 2

Profesör Osman Turan’ın Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi eserinden devam edelim.

“Osmanlı sultanları efsanevî cihan fatihi Oğuz Han neslinden gelmekle ve destana göre yaygın olarak Oğuz boyları arasında en yüksek mevki olan Kayı Kabilesi’ne mensup bulunmakla iftihar ediyor ve hakanlık veya sultanlık hakkının kendilerine aidiyetine de inanoyorlardı. – Ahmedî İskender namesi-Nihad Sami Banarlı, İstanbul, 1939 sayfa 65)”

“İlk Osmanlı tarihçileri padişahların bu yüksek neseplerini belirtmekte müttefiktir. Sır-derya havalisindeki ilk yabgu’ların da bu boya, daha sonraları da Yazır’lara mensup olduğu rivayet edilmiştir. Selçuklular, A. İnan s. 30-43)”

 

 

Osmanlılar Oğuz Han Soyundandır 1

 

Değerli dostlar,

Bir takım kendini bilmezler Osmanlılara hücum ediyorlar. Şu iyi bilinmelidir ki, “Osmanlılar Oğuz Han soyundandır. Türk ve Müslümandır”.

 

“Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, bir sohbet esnasında “Sultan Murat kardeşimdir” demiş. Elçi Şükrullah nasıl olduğunu sorunca Cihanşah Moğolca (Uygurca)  yazılı bir kitap getirmiş, orada “Oğuzların tarihini okutmuş” ve işte “biraderim Sultan Murad’ın nesebi Oğuz Han’ın oğlu Gök-Alp’e ve Kara Yusuf’un nesebi de Deniz Alp’e çıkar” beyanında bulunmuştur.”

Profesör Osman Turan

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi

Sayfa 254

Biz Anadolu’da Bir Devlet Kurduk

 

 

Anadolu’da nöbetin Selçuklulardan Osmanlılara nasıl intikal ettiğini merak edenler aşağıdaki alıntıyı mutlaka okumalıdır. Osman Gazi, Selçuklu Sultanı için “Eğer o ben Selçukum derse ben de Gök-Alp’im (yani Oğuz Hanın) oğluyum der.

“Müslümanlar Osmanlı hanedanı sayesinde
ayakta duruyorlar.
Bu sebeple hanedan yıkılırsa
din ve devlet de mahvolur.”
Busbecq

“Küçük Osmanlı Beyliği’nin süratle büyük bir kuvvet haline gelmesinde millî ve tarihî şuurun da büyük bir rolü oldu. Selçukluların bir Uç Beyi olan Ertuğrul Bey ve Osman Gazi, ananeye göre, Selçuklu sultanları ile kabilevî akrabalığı biliyorlardı. Osman Gazi, Konya sultanından beylik menşuru ve sancak almıştı. İkindi vakti Sultanın nöbeti çalınıyor ve o da askeriyle birlikte saygı ile ayağa kalkıyordu. Bu sebeple; “Şimdiye değin kim Âl-i Osman Gazi seferde nöbet vurulsa ayağın dururlar”.
Fakat Selçuklu hanedanının artık bir nüfuzu kalmayınca Oğuz Han neslinden gelmekle iftihar eden Osman Gazi tabiiyeti lüzumsuz görür. Bilecik fethedilince Dursun Fakih, Cuma namazı kılmak için Sultandan izin almanın gerekli olduğunu “Kayın atası” Şeyh Edebali vasıtasıyla Osman Gazi’ye bildirir. Osman Gazi, “Bu şehri kendi kılıcımla aldım. Bunda sultanın ne dahli vardır ki ondan izin alayım, der. “Ona sultanlık veren Allah bana dahi hanlık verdi. Eğer minneti şu sancak ise ben kendi sancağımı götürüp uğraştım. Eğer o, ben Âl-i Selçukum derse ben de Gök-Alp (Oğuz Han)’ın oğluyum” diyerek hakimiyet hakkının kendisine intikal ettiğini söyler. Böylece Karacahisar’da Cuma ve Eskişehir’de bayram hutbesini kendi namına okutur.”

Profesör Osman Turan
Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi
Sayfa 253

Biz Oğuz Han soyundanız. Müslümanız. Anadolu’da bu harsla ebed-müddet bir devlet kurduk. Onu kanımızın son damlasına kadar savunacağız. Bunu bütün dünya böyle bilmelidir. İçimizdeki hainler de böyle bilmelidir.

Uyarmak vatan borcumdur.

Bu Ülkeyi Savunmak Artık Zorlaştı

Değerli dostlar,

Napolyun’un, Demirbaş Carles’ın, Campenealla’nın ve General Carnavey’in Türkler hakkındaki görüşlerini ayrı ayrı paylaştım sizlerle.

 

“Biz, Bizans sokaklarında kardinal külahı görmektense Osmanlı Sarığı görmeyi tercih ederiz”

sözünü hiç kimse tarihin hafızasında silemez.

Asillerin asili milletimiz şimdilerde “zillete” düşürülmüştür. Bizi karanlık günler beklemektedir. Bu durum yöneticilerimiz tarafından henüz anlaşılamamıştır.

 

“Eski Türkiye öldü, yaşasın yeni Türkiye” diyen yöneticilerin bunları anlaması mümkün de değildir! Tarih bilgisinden uzak, millet gerçeğinden uzak, bir türlü “devlet adamı” olamayan, ne yaptığını bilmeyen, ne yapacağını şaşıran yöneticilerimizin Türk Milletinin bu asil karekterini anlayamaması, okuyamaması, bu topraklarda başka milletlere hayat hakkı tanıması, kendi milletine bu denli uzak durması, ona rehber olamaması ne büyük talihsizlik!

Aramızda “vicdanî red”çilerin bulunması, “her Türk sivil doğar” diyerek Türk milletinin “asker” özelliğini yok ederek vatanını savunma refleksini kıran ahmakların, hainlerin bulunduğu bir ortamda bulunmak bizler için ne büyük bir şanssızlık!

Anadolu, savunulması zor bir yerdir. Şimdilerde, “çözüm süreci” mavalları ile kandırılan, milletimizin tapusunun delinmesine sebep olan, “Türk diye bir ırk yoktur” diyen, düşmanlarını tanımayan ve bir türlü gerçek devlet adamı olamayan, bu kaht-ı rical güruhu ile bu yarımadayı savunmak ne kadar zorlaştı!…

Hiçbir şeyden çekinmeden, çıkıp; “devlet ile yüzleştik” demek fütursuzluğunu gösteren, “dahilî bedhahların iktidarda bulunduğu bir ortamda Anadolu’yu savunmak ne kadar zorlaştı!…

Şahsiyetini kaybemiş, belli bir kültür seviyesi olmayan, propaganda broşürlerine bakarak oy veren, düşmanını bir türlü öğrenemeyen insan yığınları ile, ilim yuvası olmaktan uzaklaşmış üniversitesi ile, endazesini kaçırmış basın ve yayını ile bu ülkeyi savunmak ne kadar zorlaştı!

Ne güzel Müslüman olmuştu milletimiz. Uyuyan yılanı uyandırdılar. Şimdi milletimizi meydana getiren diğer milletlere mensup Müslüman olmuş kişiler artık Kripto Ermeni, Kripto Rum vs. haline geldiler. Yeni Kripto Ermeniler, Kripto Rumlar ortaya çıktı. “Meğer biz Ermeni imişiz, meğer biz Rum imişiz” diyen ekalliyetler Müslümanlığı bıraktı, akın akın kiliselere koşuyorlar. Vaftiz oluyorlar. Yabancı ülkelerden de kuvvet alarak yeniden kendi milletleri ile birleşiyorlar, ittifaklar kuruyorlar. Milletimizden ayrılıp, karşımıza geçiyorlar.

Bin yıldan beri kardeşçe aynı topraklarda yaşadığımız Kürtler, artık; “Biz büyük Kürt Milletiyiz” diyorlar. Düşmanlarımız onları da kendi ittifakına almış bulunuyor. Biz ne kadar “kardeşiz” desek de artık anlamıyorlar. Bir şey farketmiyor.

Bin yıldır Katolik alemi ile Ortodoks aleminin barışmasına yüksek Osmanlı dehası engel olmuştu. Bu büyük bir devlet politikası idi. Yöneticilerimiz “akılsızca” bu iki büyük alemin birleşmesine vesile oldular.

Şimdilerde; milletimizle kenetlenmiş bütün anasırın tekrar eski günlerine dönmesini teşvik eden, düşmanlarımızın birleşmesine şuursuzca sebep olan, bir tarih felsefesi, bir devlet felsefesi, bir millet felsefesi olmayan bu kaht-ı rical güruhu ile Anadolu’yu savunmak ne kadar zorlaştı!

Anadolu’da yeni Haçlı saldırılarını göğüslemek ne kadar zorlaştı. Aramızdan II. Kılıçarslanların çıkmayışı bizim için ne büyük şanssızlık!

Allah bu büyük milletin yar ve yardımcısı olsun.

Bu toprakları savunmak gerçekten artık zorlaşmıştır. Aziz milletim, bunu böyle biliniz.

Uyarmak vatan borcumdur.

Uyanınız.

 

 

 

Bakınız General Carnavey Türkler İçin Ne Diyor

 

“Burada hiç yoktan ordular yaratmak mümkün. Bu orduları ölüme doğru sürmek mümkün. Ben bu imkanlardan bol bol istifade ediyorum.

Fakat yarattığım orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaĢayan hatıraları!…

 

Üç-dört yıl önce her kudretli milleti yenen Türkler şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Ölümden korkmayanlar bu hatıralardan korkuyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum.

Demek ki; yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek gerek.

Bu vaziyette ben, Türklerin, düzinelerle milleti yönetebilmelerindeki başarılı sırrı anlıyorum. Onlar, milletleri bir kere yeniyorlar. Fakat, kazandıkları zaferi ruhlarda ve nesillerde yaşatmayı biliyorlar.

Bir değil, birkaç ihtilal bile Türkün iliklere işleyen gizli hakimiyetini yıkmaya yetmeyecek. Türklerde yalnız sonsuz bir cesaret değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası varmış. Zaten yarı Avrupa’yı yüzyıllarca boyundurukları altına almaları başka türlü mümkün olamazdı”.

Bakınız Campenella Türkler İçin Ne Diyor

“İçinde yaşadığım şafaksız gecenin bir sabaha ermesini istiyorum. Böyle bir sabahın sonu gene gecedir. Çünkü zindanın dışında istibdat var ve istibdat hür fikirlere ancak gece vaat eder.

Ben bir „Güneş Ülke‟ nin hasretini çekiyorum. Bu ülkede gece olmasın ve insanlar karanlık mefhumunu orada tanımasın!… Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü?

Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı, hiç olmazsa yarın, böyle bir ülkenin varolacağını bana zannettiriyor. Madem ki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir „Güneş Ülke-Civitas solis‟ neden vücut bulmasın?…”