Değerli dostlar,
Devletin Yine Tanzimat Fermanı Noktasına Getirildiğinin Farkında Mısınız?
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde düzenlenen “1982 Yerine 2023 Anayasası Sempozyumu” nda : “İnsanı önceleyen, MİLLETİN ÇEŞİTLİLİĞİNİ VE ZENGİNLİĞİNİ yansıtan, toplumun gerisinde kalan değil, topluma dinamizm katan bir anayasa hedefliyoruz.”
Sayın Cumhurbaşkanının “MİLLETİN ÇEŞİTLİLİĞİ” ifadesi son derece stratejik bir ifadedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı zamanından tutun da parti kurup iktidara geldiği zamandan beri kendisini destekleyen Amerikan politikasının bir uzantısını ifade etmektedir. Suriye sınırımızdaki mayınların kaldırılmasıyla milyonlarca göçmenin bu politika çerçevesinde ülkemize girdiğini bilmeyen kalmamıştır. 50 bin, 100 bin değil milyonlarca insan yurdumuza girdi. Şimdi düşünmeli değil miyiz? Bu milyonlarca göçmenin yurdumuza kaçak yollardan giriş yapması aslında MİLLETİ ÇEŞİTLENDİRMEK için miydi? Bu politika cumhurbaşkanının onayı ile mi uygulandı? Amerika’nın bastırmasıyla mı bu göçmenler yurdumuza geldi? Sayın cumhurbaşkanımıza acaba ne gibi bir baskı yaptılar. Ya da kendisi de böyle bir politikanın uygulanmasına taraftar mı? Toplum karşısında TEK DEVLET-TEK MİLLET diyen cumhurbaşkanı şimdi neden ÇEŞİTLİLİK demektedir?
Bu konuda yüzlerce soru sorabiliriz. Yaşadığımız sorun ülkemizin gerçekten “BEKA MESELESİ” dir.
Ben bir Türk çocuğuyum. Burası Türklerin vatanıdır. Başka milletlerden yoğun nüfus getirerek Türklerin nasıl ÇEŞİTLENDİRİLECEĞİNİ elbette sorgulamak istiyorum.
SAYIN CUMHURBAŞKANINA AÇIK MEKTUBUMDUR:
Sayın Cumhurbaşkanı,
Ülkemizde anayasa değişikliğinin söz konusu olduğu bir ortamda MİLLETİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE ZENGİNLİĞİ ifadesini kullandınız. Bu konuda size; sade, samimi duygularımla ve uyarı niteliğinde bu satırları yazma ihtiyacı duydum.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin cumhurbaşkanısınız. Size bu açıdan büyük saygımız vardır. Saygı ile beraber aynı zamanda güven de duymak zorundayız. İnanıyorum ki böylesine devasa büyük bir devletin cumhurbaşkanı olmanın onurunu taşıyorsunuz.
Makamınız Türk Milleti için çok kutsal bir makamdır. Bunun derin bilinci içinde olduğunuza inanıyorum.
Makamınızın; Sultan Alparslan’ın, Sultan Fatih’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın makamı ile aynı olduğunu biliyoruz, biliyorsunuz.
Bu makamın atalarımıza yüklediği vecibeleri, sizin de omuzlarınıza yüklediğini kabul ettiğinize samimiyetle inanıyorum.
Tarihin, özellikle Türk tarihinin sizin makamınızda bulunan insanlara yüklediği vazifelerin de farkında olduğunuzu biliyorum.
Osman Bey’le başlayan Osmanlı Devleti’ni, daha sonraki Büyük Osmanlı Sultanları “imparatorluk” haline getirdiler. Ama aynı sultanların soyundan gelen; iradesi zayıf, basiretsiz, beceriksiz sultanlar bu eşsiz imparatorluğun parçalanmasına sebep oldular.
Bu demektir ki: bir devletin, bir milletin kaderi, o milleti idare edenlerin iradesine, basiretine, şecaatine, samimiyetine ve devleti idare etmekte göstereceği hünerlerine bağlıdır.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Büyük bir “inkılâbı” gerçekleştirmek istiyorsunuz. Bunu anlayabiliriz. Ancak; kabul ediniz ki, milletlerin daima düşmanları olmuştur. Tekâmül göstermekte olan milletlerin düşmanları daha da çok olmuştur
Batılı “dostlarımızın” başlattıkları 21. Yüzyıl Haçlı Seferleri’nin; Türk Milleti’ni, İslam’ı ve Doğu kültürünü tahrip etmeye, yok etmeye, Müslüman toplumlar üzerinde hâkimiyet kurmaya yönelik topyekûn bir savaş olduğu artık açıkça görülmektedir. Haçlı savaşı yaptıklarını lisanen de ifade ediyorlar.
Vaktiyle atalarımızın savaşları düşman topraklarına yaydıklarını düşünerek, bugünkü Haçlı Savaşları’nı, Batılıların bizim topraklarımız üzerinde yaptığını ve Doğulu liderlerin, kurmayların bundan rahatsız olmadıklarını, bunun büyük bir “stratejik hata” olduğunu görmenin artık zamanı gelmiştir.
Yüksek malumlarınızdır ki, askeri ilimlerde asıl olan, savaşın düşman topraklarında yapılmasıdır.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Unutmayınız ki, idare ettiğiniz bu topraklar Türk topraklarıdır. İdare ettiğiniz millet Türk Milleti’dir. Milletler tarihleri boyunca toprağa, coğrafyaya, sınırlara, kültürlerine büyük önem vermişlerdir. Bu kural bugün de değişmemiştir. Tarihçilerin “Batı Türk Hakanlığı” dediği milletimiz, şu anda “yok” sayılarak “mağlup” duruma düşürülmek istenmektedir. Açıkça “savaş” yapan Batılıların dostluğuna güvenerek, sizin de Türk milletini ÇEŞİTLENDİRMEYE çalışmanız tarihi bir hatadır, büyük bir yanılgıdır. Düşmanların yaptığı kara propagandaya aldanarak milletimizi sizin de ÇEŞİTLENDİRMEYE çalışmanız esef verici bir durumdur. Bizi endişeye düşürmektedir.
Lüdendorf’un; “Savaş yarı yarıya barışta kazanılır” nazariyesini dikkate alarak söyleyebiliriz ki, halen Haçlı Savaşları’nı yapmakta olan Batılı güçler gerçekten de “askeri” harekât yapmaktadırlar. Sıcak savaşı barış zamanında yarı yarıya kazanmak istemektedirler.
- yüzyıl Haçlı Savaşları’nın yayıldığı Müslüman coğrafyanın ve bizim coğrafyamızın liderlerinin henüz askerî ve kurmay düşünceleri tekâmül etmemiş olduğu görülmektedir.
Milletimizin, tarihinin derinliğinden beri getirdiği, Anadolu toprağı ile bütünleştirdiği kimliğini aşındırarak, ucube bir toplum yaratma düşüncesi elbette size ait olamaz. Bu ÇEŞİTLENDİRME düşüncesinin size ait olduğunu açıkçası düşünmüyorum.
Batılıların planlamış oldukları, doğulu toplumları “ikna” etme yöntemleri, rahatlıkla milletleri ve bizim milletimizi saf dışı bırakmak için kullanılabilmektedir.
En azından bizim ülkemizde tartışma konusu olan çok önemli konuların, millet olma kimliğimizi zayıflatmaya ve gerçekten milletimizi saf dışı bırakmaya yönelik, temelinde askerî tedbirlerin olduğu açıkça belli olmaktadır.
Tanzimat Fermanı’nda, Islahat Hatt-ı Hümayu’nunda kendisini bulan “azınlık hakları meselesi” nin bugün de aynen devam ettiğini ve Batılı dostlarımızın bugün de bu konu ile bizi vurmaya çalıştığını teslim etmek gerekir.
Vaktiyle Islahat hareketlerini yapanların da belki kötü niyetleri yoktu. Belki memleketlerinin ilerlemesine, kalkınmasına katkıları olsun diye o kararları almışlardı. Çünkü onları sevk ve idare eden Batılı kurmayların ikna etme yöntemi herhalde bu olmalıydı! Türk Milleti’nin iradesini başka türlü çözemezlerdi.
1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı; toprağını, tapusunu, değerlerini azınlıklarla paylaşması için Türk milletini “ikna” etmeye yetmedi. Halkımız bunu kabul edemedi. Tahammül edemedi. Netice alınamayınca, tam 17 yıl sonra (1856) Islahat Hatt-ı Hümayunu ilan edildi. O da milletimizi ikna etmek için yetmedi. Sultan Abdülaziz’in ‘hal’ edilmesi, Abdülhamit Han’ın mücadelesi, derken Meşrutiyet hareketleri, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonucunda imparatorluğumuz ortadan kaldırıldı. Azınlık haklarını payanda olarak kullanan düşman hedefine ulaşmıştı, başarmıştı.
O zaman Türk Milleti’nin İKNA etmeye memur edilen kişi Mustafa Reşit Paşa idi.
Batılı dostlarımızın halen aynı yöntemleri uyguladıklarına şahit olmaktayız. Türk devletinin idarecilerinin bu oyunu anlamakta gecikmeyeceğine inanıyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Şu an Batılıların yürüttükleri mücadele başarıya ulaşmak üzeredir. Çünkü vaktiyle toprağını, tapusunu, değerlerini azınlıklarla paylaşmak istemeyen millet, bugün “ikna” edilmiş bulunmaktadır. Artık kendi değerlerini değil, mağdur olarak gördüğü, sizin “Ensar-Muhacir” bağlamında değerlendiğiniz, şimdi de ÇEŞİTLENDİRME olarak adlandığınız stratejik göçmenlerin değerlerini savunan bir toplum meydana getirilmiştir. Sizin politikanız istikametinde bütün camilerde Ensar-Muhacir vaazları verilmekte, Türk Milleti İKNA edilmeye çalışılmaktadır.
Türk Milleti dini saiklerle İKNA edilmeye çalışılmaktadır. Milletimizin, Tanzimat’ta, Islahat hareketinde bir türlü paylaşmayı kabul etmediği sahibi olduğu devletinin değerlerini, tapusunu, bugünkü toplum rahatlıkla paylaşmayı kabul eder hale gelmiştir. Bu çok tehlikeli bir durumdur. İnsanlarımızda “vatan” algısı neredeyse kalmamıştır. “Kozmopolitan” hale getirilmeye çalışılan insanların devletimizden “intikam” alması ortam yaratılmıştır. Bunu kabul etmek mümkün değildir.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Doğrusunu söylemek gerekirse; aldığınız kararlar ve giriştiğiniz bazı kalkınma hamleleri, dış görünüş itibariyle bizde de devletin kalkınmasını sağlayacak “önemli değişiklikler yapılıyor” intibaı uyandırmaktadır.
Ancak; uyguladığınız stratejiler gerçekte şu neticeleri doğurmaktadır.
– Toplumsal ve ekonomik hayatımız temelinden sarsılmaktadır,
– Bin yıldır Anadolu’da kurulmuş Türk toplum düzeni bozulmaktadır,
– Devletin bütün kaynaklarının Batılıların eline geçmesine sebep olunmaktadır,
– Cumhuriyet tarihimizin bir bölümünde dini hayatını yaşayamayan kitlelere cesaret verilerek, onların “kozmopolitan” hale getirilmesine ve milletimizin devlet savunmasında saf dışı bırakılmasına sebebiyet verilmektedir.
Kozmopolitan hale getirilmiş kitlelerin Batı Roma’nın yıkılışına sebep oldukları tarihi gerçeğini unutmayınız.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Yukarıdaki düşünceleri bütün samimiyetimle sizinle paylaştım. Tarihin gelecekte sizi “vatanına ihanet eden cumhurbaşkanı” olarak kaydetmesini istemem. Sizi samimi buluyorum. Her şeye rağmen, Türk milletinin yanında olmak size önemli tarihi bir kimlik kazandıracaktır
Söylemek istediğim;
Irk olarak Türk olmak belli ki sizin için önemli değildir. Ama bu ülkenin, bu milletin cumhurbaşkanısınız. İktidardasınız. Tarihi bir günah işlemeyiniz. Batı Türk Hakanlığı devletinin MİLLETİ ÇEŞİTLENDİRECEĞİZ diye yıkılmasına vesile olmayınız.
Unutmayınız lütfen, Türk Milleti mutlaka hafızasını yenileyecektir.
En derin saygılarımın kabulü ile sağlık ve esenlikler diliyorum.
Mikdat Topçu
14.09.2023
0 Yorumlar.