İkinci Bölüm
Cizre Hastanesi
Ankara’dan Mardin’e uçtuk. Havaalanında Mardin Sağlık Müdürlüğü’nün 2 aracı bizi bekliyordu. Bu araçlara binip hareket ettik. Midyat’ta öğlen yemeği için durduk. Canım yemek istemiyordu. En yakın camiye gidip namaz kılıp bu görevi hakkımızda hayırlı kılması için Rabbime dua ettim. Özellikle annemin ve eşimin çok üzülüp çok endişelendiğini biliyordum. Arkada bıraktıklarıma sabır ve metanet vermesini istedim. Zaten anneme söyleyip söylememe konusunda kararsızdım. Eşimin “Söyle, ana baba duası alarak git, iyi olur” demesi üzerine söylemiştim. Ve tabii en küçük oğlumun ispiyonlaması ile zorunlu olarak söylemiştim. Onlarla konuşurken “Şırnak” demiştim gideceğim yere. “Olaylar yok orası sakin demiştim” Cizre olunca bunu söylemedim. Yine Şırnak’tayım dedim. Zaten Cizre Şırnak’ta değil miydi?
Midyat’tan hareket edip Cizre’ye doğru yola çıktık tekrar. Şırnak il sınırından geçtikten sonra ilk arama noktasına geldik. Ekipte ki diğer arkadaşların çoğu endişelense de ben bu aramaların normal olduğunu biliyordum. Gerçekten son derece sakindim. Cizre’ye ulaşana kadar belki 7-8 yerde durdurulup “Kimsiniz, nereye gidiyorsunuz, kimliklere bakalım” sözlerine muhatap olmuştuk. Bazen 5 dakika bazen yarım saat bekletildik. İdil girişinde biz gelmeden önce yola döşenen bombanın patlaması sonucu polis aracı kaza yapmıştı. Silahlı çatışma ihtimalinin olması sebebiyle epeyce bekletildik orada. Sonra ön ve arkamıza iki zırhlı araç verdiler. Şoförlere; “Polis araçlarına saldırı ihtimali yüksek, hızla yola çıkıp öndeki aracı takip edin. Sakın fazla yaklaşmayın.” demeleri ekipte huzursuzluğu artırdı. Hızla yola çıkıp İdil Devlet Hastanesi’ne ulaştık. Orada çalışacak arkadaşları bırakıp, beklemeden tekrar Cizre’ye yollandık. Yine birkaç arama noktasından geçtikten sonra Cizre Devlet Hastanesi’ne ulaştık.
Hastane avlusunda belki onlarca zırhlı araç vardı. Ellerinde uzun namlulu silah olan pek çok kişi vardı. Yerlerde uzun namlulu silahlara ait binlerce boş kovan vardı. Etrafta çok sayıda ağzı kapalı çöp poşetleri vardı. Hastane girişinden çok askeri bir tesis havası vardı. Başhekim karşıladı bizi. Hastane girişinde üstlerimizi ve bavullarımızı açtırıp içlerini dikkatlice aradılar. Ben de şaşırmıştım buna. Doktor grubu niye aranıyor diye sordu bazı arkadaşlar. Başhekim “Ben başhekim olduğum halde her gelişte beni de arıyorlar. Durum hassas. Bu arama bizim güvenliğimiz için. Yapacak bir şey yok” demesi pek çok arkadaşta var olan endişeyi azaltmaya yetmemişti ama durum buydu.
Bavulları bir odaya bırakıp yemekhaneye geçtik. Beraber yemek yedik. Başhekim hastanenin 25 roket yediğini bu sebeple acilin yerinin birkaç defa değiştiğini söyledi. Hastane dış kapısının hemen önlerinde, ilk günlerde tabiri caizse “göğüs göğse” çatışmalar olmuş. Daha sonra konuştuğumuz polisler sokağa çıkma yasağı ilan edilince hastanenin karşısında ki binalardan keskin nişancı ateşi sebebiyle bir gün dışarı adım atamadıklarını söylediler. Ateş edilen yeri uzun süre bulamamışlar. Daha sonra hastane etrafında “Drone” uçurtup bir noktadan namlu ve ateş çıktığını görüp oraya yönelince orada ki keskin nişancıyı halledip derin nefes aldıklarını, dışarı çıkabildiklerini söylediler. Öldürülen keskin nişancı Hollandalıydı dediklerinde bayağı şaşırmıştık.
Hastanede sadece kadın doğum servisinde hasta kabulü yapılıyordu. Doğum için sadece. Diğer servisler kapalıydı. Hastanede asker, polis ve çalışan personel kalıyordu
0 Yorumlar.