Üçüncü Bölüm
Cizre Hasatanesi’nde yaşananlar
Çalışma şeklimiz belli olmuştu. Acilde gün aşırı 24 saat nöbet tutacaktık. Nöbetçi olmadığımız günde sokağa çıkma yasağı olduğundan hastane dışına çıkamadığımız için yine acilin etrafından ayrılmıyordum. Haberleşmemiz, kurulan “Whatsapp” grubu üzerinden oluyordu. “Yaralı geliyor” şeklinde mesaj atılınca herkes acil önünde hazır halde bekliyordu. Yaralı sayısı birden fazla ise o kadar sayıda oda hemen en kötü senaryo için hazır hale getiriliyordu. Yaralı geldiğinde hemen hızlıca müdahale ediliyordu. Bu organizasyon orada kaldığım süre içinde saat gibi işledi çok şükür. Yaralı asker ve polislere hızlı ve etkili tedavi yapıldı.
Orada kaldığımız 14 gün boyunca 3 şehidimiz oldu. İlk nöbetimde 6 yaralımız oldu. En ağır yaralımız karnından kurşun yiyen bir polisimizdi. (Asker polis ayırımını kıyafete bakıp yapamadığımdan ve gelenlerin çoğu polis olduğundan herkes için “Polis” diyeceğim ) Kurşun karına girmeden önce koluna çarpıp ön kol kemiğini parçalayıp hızı azalmıştı. Doğrudan karına gelse burayı paramparça ederdi. Bu haliyle bile ameliyata alındığında bağırsaklarının yarıdan fazlasının alınmasına sebep olmuştu. 6 yaralımız olsa da “Şehidimiz” olmamıştı. Buna şükrediyordum.
Nöbet ertesi odama gidip birkaç saat uyuyup tekrar acilin önüne indim. Polislerle muhabbet ederken birden “Kafadan ağır yaralı geliyor” mesajı geldi. Hemen acile girdik. Eldivenleri giyip 2. bir odayı da olası diğer yaralılar için hazır hale getirdik. Gergin bekleyiş uzun sürmedi sedye üzerinde etrafında en az 5-6 kişi tarafından hızla ve bağırmalar eşliğinde yaralımız getirilip acil müdahale odasına alındı. Kardeşimiz aslında “Şehid” olarak getirilmişti. Kafası sadece göz kapağına kadardı. Kaşları ve kaşların üst kısmı kafanın arka tarafına kadar “yoktu”. Sanki biri uçları düzensiz bir kılıçla göz kapaklarının üstünden kafatasını biçmişti. Ne yapsak geri gelmeyecekti ama çok uğraştık ekip olarak. Sonra biz de kabullendik şehadetini. Odama çıkıp hüngür hüngür ağladım. Trabzon’da çalıştığım Tonya Devlet Hastanesinde ki whatsapp grubumuza zorlukla “ŞEHİDİMİZ var Tonya” diye yazabildim ve ağlamaya devam ettim. Biraz sakinleşince tekrar acile indim. Şehidimiz yan olaya alındı, “Hazırlanacak” dendi. Neye hazırlanacak anlamadım ve soramadım. Biraz sonra tekbirler eşliğinde sedye üstünde bayrağa sarılı tabutu gördüm. Hastane dışına kadar tekbirlerle götürüldü. Ağlayarak bende tekbirle eşlik etmeye çalışarak gidenlerle beraber yürüdüm. 24 yaşında ki bu Gaziantepli genci Şırnak’a, oradan ailesine ve İnşaallah Cennete uğurlamıştık.
Cizre’de hastanede kaldığımız günler süresince tekerlekli sedye sesi bizim için kötü bir uyarıcıydı. Tekerlekli sedye sesi her duyduğumuzda hemen sesin geldiği tarafa bakıp nerdeyse ayağa fırlıyorduk. Çünkü bu ses şehid veya yaralı taşıyan aracın sesiydi.
Her gün yaralı geliyordu. Kaldığımız süre içinde alnından vurulan ve Frontal kemiği (alın kemiği) ve beynin Frontal lobu parçalanan kardeşimiz en ağır yaralımızdı. Ameliyata alındı, kanama durdurulup beyinde gerekli işlemler yapılıp Şırnak Askeri Hastaneye helikopterle sevk edildi. Orada da ameliyat edildi ama sonra ki günlerde GATA’dan şehadet haberi geldi. Tam kalbinden yaralanan bir kardeşimiz ve kafadan vurulan bir kardeşimiz de şehadet şerbeti içti. Benim Cizre’de kaldığım süre içinde toplam 4 yiğit kardeşimiz Şehid olmuştu.
0 Yorumlar.