Kutlu Dağ Hikâyesi
Bu kitabın ana fikrinin daha iyi anlaşılması için, önce rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Kilit” romanından bir bölümü aktaracağım.
“Türkeli’nin Çin sınırında adına Kutlu Dağ derler bir dağ varmış. Gayri ben dağ diyorsam siz öyle doruğu göğü yırtan bir dağ sanmazsınız ya, şöyle işte tepeden az kabaca, bildiğimiz dağlardan az yassıca bir kayalık. Ne var ki Kutlu Dağ Türkeli’nin tılsımıymış, uğuruymuş, hem de kaderiymiş. Bizim şu Müslüman olmadan önce yağmur yağdırdığımız, istersek ortalığı toza dumana boğar gibi kara, tipiye boğduğumuz… Yada taşı var ya, o taş işte o Kutlu Dağdan çıkarılmış. Bununla ne demek istiyorum varın anlayın gayri. Adam niye yaşar? Evini, ocağını, barkını, dirlik-düzenlik içinde tutmak, yâd ele çiğnetmemek için mi? Hemi de Vallaha böyledir, hemi de Billaha böyledir. Peki, Bey niye Bey’dir? Niye Bey’im diye yaşar? Soyunu sopunu, obasını boyunu dirlik düzenlik içinde tutmak, uğrulardan korumak için değil mi? Öyleyse ona da bir amenna çekeriz. Eee? Adam onun için yaşar, Bey bunun için yaşar da, ya Han ne için Handır? Ne iç in yaşar? Ben derim ki Han devlettir, devlet için yaşar. Ben derim ki, ben Sarı Hocanız, derim ki; Han da tıpkı adam gibi, Bey gibi yaşar; yurdunu, yurdunun her bir parçasını koruyup gözetmek, bunun için gündüz demeden, gece demeden, dur durak bilmeden yurdunun birliği için milletinin düzenliği için yaşar. Ne demiş Uluğ Türük Bey Hocamız? “Hangi Han, töresince töremez, milletini korumaz, milletin malı kapanın elinde kalırsa o Hanlığın temeli yıkılır” demiş. İşte bunun gibi, milletin malı olan Kutlu Dağı da, o zamanın boynu vurulası Han’ı her kimse, Çinliye satmış. Yaa satmış satmış; kaç paraya mı dediniz? Ne parası, çıyan gözlü sarı bir soylu Çin kızına değişmiş. Çinliler de o Kutlu Dağın bizim için uğur olduğunu biliyorlar ya! Başka türlü baş edemeyince Kutlu Dağı binlerce adam salıp parçalamışlar. O gün bu gün bizim uğurumuz gitmiş. Ekinler kurumuş, sular çekilmiş, hayvanlar açlıktan kırılmış, susuzluktan çatır çatır çatlamış. Toprakta kocaman, büyük, adam yutan çatlaklar açılmış. Bizimkilerin eli böğürlerinde kalakalmış. Ne edelim, nasıl edelim, nerelere gidelim demeğe başlamışlar mı sana? Bu ne demeğe gelir bileniniz var mı? Bizim Selçuklunun yediği şu son baskın var ya, hani Ceyhun’un buzundan geçişimiz, hani Ceyhun’un buzunda baskın artığı sürümüzün suya gark olması var ya, o hiç kalır yanında, demem o deme işte, bildiniz sayılır gayri.”[1]
Gerçekten Türkeli’nde Kutlu Dağ diye bir dağ var mıydı? Bu dağ Türk milletinin tılsımı mıydı? Bir çıyan gözlü kız karşılığında Çinlilere verilmiş miydi? Bilinmez. Bu bir efsanevi düşünce, bir roman!
Bu mistik düşünce bugün Türk milletinin durumuna uyuyor mu acaba? Gittikçe dünyevileşen, gittikçe “… dost edinmeyin” diye uyarılanları dost edinen, gittikçe ne var, ne yok, hepsini satışa çıkaran, gittikçe çiftini, çubuğunu, ziraatını bırakan Türk milletinin durumunu anlatıyor mu acaba? Yüz yıldır kuşatılmış, içeriden ayaklanmalar baş göstermiş, Han’ların Han’lığını, Bey’lerin beyliğini, bilmediği bir Türkiye’yi anlatıyor mu acaba! Türk milletinin yeni açılımlara elbette ihtiyacı var. Ama “Stratejik Oyuncular”ın büyük projelerinin istikametinde hangi enginlere açılmakta olduğumuzu biliyor muyuz acaba!
[1] Mustafa Necati Sepetçioğlu, Kilit, Sayfa 98–99
Not: Romandaki metin aynen alınmıştır.

Son Yorumlar