Uyarmak Vatan Borcumdur Demiştim

Değerli dostlar,

Takip edenler bilirler.”Uyarmak Vatan Borcumdur” başlığı ile birçok yazı yazmıştım. O yazılarda, mevcut yönetimin bugüne kadar yaptığı hataları tek tek anlatmıştım. “Aldatıldık, kandırıldık, Allah’tan da, milletten de af diliyoruz” dedikleri bütün hataları tek tek yazmıştım.

2013 yılında “Artık bir Türk Entelijansiyası Yoktur” başlığı altında bir yazı yazmıştım. Yazının bir kısmını aşağıya alıyorum.

Gerçekten de iktidar bugüne kadar çok hata yapmıştır.

Meselâ;

TRT Şeş’i kurmak büyük bir hata idi.

Yer adlarının değiştirilmesi konusu büyük bir hata idi.

Alfabemize, yabancı o üç harfi sokmak büyük bir hata idi.

Andımızı kaldırmak büyük bir hata idi.

Ne mutlu Türk’üm diyene ifadesini kaldırmak büyük bir hata idi.

Ergenekon, Balyoz vs. kumpasları büyük bir hata idi.

Suriye sınırından mayınların temizlenmesi büyük bir hata idi.

Sınırı giriş çıkışa açık bırakarak kevgir haline getirmek büyük bir hata idi. Acaba Amerika buradan ne kadar canlı bomba, ne kadar ajian soktu içeriye? Belli mi?

Cemaatle ittifak büyük hata idi.

Taraf gazetesine teşvik vermek, finanse etmek büyük bir hata idi.

Amerika ile ittifakın tehlikesini anlamamak büyük bir hata idi. Bu hata da hala devam ediyor.

Barış süreci, akil adamlar meselesi büyük bir hata idi.

17-25  Aralık olayı büyük bir hata idi.

Rus uçağının düşürülmesi ve sonrası efelenmeler büyük bir hata.

Bazı sakıncalı kişileri danışman, baş danışman yapmak büyük bir hata idi.

Bu liste aslında çok uzun. Aklıma gelenleri yazdım. Bu hataların çoğu hala devam ediyor.

Meselâ;

Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili bazı densizlerin yakıştırmaları konusunda hala “Susun bakayım, siz ne diyorsunuz, sizin aklınız başınızda mı” denmiyor. Toplumun bazı kesimlerinde Cumhurbaşkanına yapılan olmayacak yakıştırmalar hala devam ediyor. Ve bundan Cumhurbaşkanı rahatsız olmuyor.

Meselâ;

Cumhurbaşkanımız Allah’ın bütün sıfatlarını üzerinde taşıyor”, veya “Hepimiz Cumhurbaşkanımızın helaliyiz” gibi söylemlerden hiç rahatsız olmuyor ve bu kesimleri susturmuyor.

Meselâ;

Bazı internet siteleri, haber portalları veya televizyonlar var ki, hemen kapatılmaları gerekiyor. TESEV gibi, AÇIK TOPLUM VAKFI, AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ ve A9 televizyonu gibi. Sayın Cumhurbaşkanı bunlardan hiç rahatsız olmuyor. TESEV yapılanmasında rolü olan ve 15 Temmuz gibi büyük bir suçu işleyenlerin beyni olan insanların hiçbirisini FETÖ olayından dolayı almadılar. Almıyorlar. Taraf gazetesinin kurucusu İbrahim Betil, Etem Sancak gibi isimler TESEV vakfı kurucularıdır. Bunlara hiç dokunulmuyor. Nedeni hala belli değil.

Bunlar da çok büyük hatalar olarak hala devam ediyor. ABD’nin ülkemizde kurduğu Beşinci Kol ordusu ile ilgili çok yazılar yazmıştım. Bu beşinci kol ordusunun beyni hala tespit edilemedi ve bu ordu dağıtılmadı. Anlaşılır gibi değil.

Şu yukarıda saydığım konuların hepsinde kandırıldık, yanıldık, aldatıldık, hata yaptık diyenler, şimdi yapılan yeni bir hatayı, hem de çok büyük bir “hata” olduğunu anladıklarında iş işten geçmiş olacaktır.İttihat Terakki dönemini, Balkan Savaşları’nı ve Birinci Dünya Savaşı’nı lütfen iyi okuyun. O zamanki karar vericilerin hatalarını lütfen görün.

Halen yapılmakta olan büyük hatanın ne olduğunu bilmek ister misiniz? BAŞKANLIK!

Bu konu baştan sona büyük bir hatadır. Bu konunun ülkemize neye mal olduğunu ancak ülkemiz dağıldıktan sonra anlayabilirsiniz. O zaman “yanılmışız” demeye zamanınız bile kalmayacak.

AKP hükumetlerinin yaptığı hatalarla ilgili olarak zamanında uyarı yazıları yazıyordum. Ve bazı dostlar, hemen karşı atağa geçerek bana saldırıyorlardı. Şimdi bu konulardaki hataların bazılarını hükumet hata olarak kabul ediyor. Numan Kurtulmuş “Suriye politikası bir hata idi” dedi. O zaman bunun hata olduğunu biz de yazmıştık ve bize bu dostlar saldırmışlardı. Şimdi bu dostların durumlarını merak ediyorum. Acaba onlar hala “HATA” yapmaya devam ediyorlar mı?

Yani sözüm AKP seçmenine tabii ki! Bari sizler hatadan dönünüz. Şartlanmışlıklarınızdan vazgeçiniz. Ülkemize Selçuklu Devleti’nin sonu hazırlanmaktadır.

Uyanınız.

 

Uyarmak vatan borcumdur. Bizden söylemesi.

 

Aşağıdaki yazıyı lütfen okuyunuz. Bugünleri anlamak için sizlere ışık tutacağına inanıyorum.

 

“Ellerinizi, ayağınızı öpeyim. Harbe girmeyiniz. Bilhassa  Maren Savaşı’ndan sonra Almanların başarılı olamayacakları yüzde yüz meydana çıkmıştır. İslamiyet’i ikinci bir Gırnata hezimetine uğratmayınız”.

 

Bu yalvarış kime ait, acaba bileniniz var mı? Paris sefirimiz (Büyükelçimiz) Rıfat Paşa’ya. Rıfat Paşa, Almanlarla pazarlık usulü ile Birinci Dünya Savaşına girmeye çalışan İttihatçı ekibe telgraf çekmiş ve bu şekilde yalvarmıştır.

“Ellerinizi, ayağınızı öpeyim. Harbe girmeyiniz. Almanların başarılı olamayacakları yüzde yüz meydana çıkmıştır. İslamiyet’i ikinci bir Gırnata hezimetine uğratmayınız.”

 

Osmanlı Devleti’nin 1683’ten sonraki tarihini okuyan Türk çocuklarının herhalde yüreği burkulmaktadır. Viyana bozgunundan sonra milletimizin yaşadığı olaylara ben de şahsen kahrediyorum. Ah! Nasıl büyük hatalar yapılmış! Nasıl yanlış kararlar alınmış! Ne kadar şehit vermişiz! Devlet adamlarımız İngiliz, Fransız ve Rus siyaseti tarafından nasıl kuşatılmış, nasıl saf dışı bırakılmış!

Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’nden koparılarak bir devlet olarak kurulması, Girit’in elimizden çıkması olaylarını acaba bugün AKP siyasetini takip eden, beğenen çocuklarımız biliyor mu, okuyor mu? Bunlardan ders çıkarıyor mu?

Bu kardeşlerim diyeceklerdir ki, “Cumhuriyet tarihinde ülkemiz ilk defa böyle cesaretli bir siyaset gördü, ilk defa böyle başarılı bir hükümet gördü!”

Bu şekilde bakan kardeşlerimin aslında çok iyi niyetli olduklarını biliyorum.

İlk etapta; “olur mu öyle şey!” diye isyan ederek, kendilerinin bile kabul edemeyecekleri siyasi kararları, daha sonra parti toplantılarında, gazete köşelerinde bin dereden bin su getiren propagandalarla kabul etmek zorunda kalmaktadırlar.

Kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Buna eminim.

İktidarın, Türk milletinin inadına;  Türklükle, Cumhuriyetle, Kürtlerle, Ermenilerle, Kiliselerle, azınlıklarla, cemaat vakıflarıyla, yer adlarıyla, Türk alfabesine eklenen üç harfle ve şimdi vatana ihanet edenlere ödül verilmesiyle ilgili kararlarına, inanıyorum ki, kim olursa olsun, bu milletin çocukları önce “hayır, böyle bir şey olamaz!” diye nara atıyorlar, sonra da, Hasan Karakaya’nın, Yiğit Bulut’un, Ahmet Kekeç’in, Mümtazer Türköne’nin vb. yazılarını okuyarak “ikna” oluyorlar.

Milletimin çocukları içinde bulunduğumuz vahim durumu bir “savaş stratejisi” içinde değerlendiremiyor. Uygulanan siyasetin, tam anlamıyla yabancıların dayatmalarıyla uygulandığını anlayamıyor.

Bana göre Türk İntelijansiyasının aldatılmıştır. Akılları başlarından alınmıştır. Bugün uygulanan politikalar devletimizi Birinci Dünya Savaşı’na sokan ekibin uyguladığı politikalardan daha vahimdir.

 

Evet,

UYARMAK VATAN BORCUMDUR DEMİŞTİM.

Mustafa Sabri Efendi

Zaman zaman Mustafa Sabri Efendi ile ilgili yazılar yazmıştım. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ile karşılaştırmıştım. Mustafa Sabri Efendi prototip bir Müslüman gibi görünüyor. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ise Ermeni tehciri konusunda İngiliz Yüksek Komiseri tarafından yakalanıp idam edilen bir Türk çocuğu. Boğazlıyan kaymakamının bugünkü devrimciler nezdinde hiçbir değeri yoktur. TRT’nin Mısır muhabiri Metin Turan’ın, Mısır’daki darbe sırasında TRT genel müdür İbrahim Şahin’e mail atarak, “burada şehit olursam beni Galif mezarlığında yatmakta olan Mustafa Sabri Efendi’nin yanına defnedin” dediği Osmanlı Şeyhülislamı. Ama aşağıda da okuyacağız üzere İngiliz Müslümanı. Bugünkü mücadelede de bu düşünceler aynen devam ediyor. Bugünün Mustafa Sabri Efendilerine dikkat etmek gerekiyor. Özellikle yapılmak istenen rejim değişikliğinin temelinin nereye dayanacağını iyi tahlil etmek gerekiyor.

 

Lütfen aşağıdaki yazıyı okuyunuz.

“Vahdettin’in şeyhülislamı’ydı Mustafa Sabri… Sevr’in imzalanması için özel çaba harcadı. Sarıklı İngiliz finosuydu, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucularındandı. Anadolu’daki direnişi kırmak için İngilizler tarafından icat edilen İslam Teali Cemiyeti’nin kurucularındandı. Mustafa Kemal’in idam fermanını bizzat kaleme aldı, fetva verdi, “Mustafa Kemal’in öldürülmesi caizdir, hatta her müslümanın dini vazifesidir” dedi. Böylesine süzme şerefsizdi yani… Kuvayi Milliye’den nefret ediyordu, “kudurmuş haydutlar, hainler, caniler” diyordu. “Eyy Allah’tan korkmayan, eyy peygamberden haya etmeyen mahluklar” diyordu. “Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti kahpedir” diyordu. “Bunların dinsizlik derecesi tasavvur edilemez, cenabı hakkın gazabı ve laneti bunların üzerine olsun” diyordu. Milli mücadelenin moralini bozmak için elinden geleni yapıyordu, “İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin, iki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İstanbul’dan çekip gitmelerini, ancak Kemalist Türk aklı kabul edebilir” diyordu. “Yunanlılara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı ve menfaatli olamaz, İngilizleri kızdırırız, İngiliz gibi muazzam devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur” diyordu. “Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır” diyordu. “Eyy askerler, Mustafa Kemal’in gayrimeşru emirlerine uyduğunuz yeter, bunların vücudlarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, müslümanlık için farz olmuştur, sizin bu hainlere itaatiniz mescitlerimizi mabetlerimizi harap eyleyecek, bu zalimlere, bu katil canavarlara alet olduğunuz yeter, padişahımız halifemiz efendimiz hazretlerinin merhamet kucağı size açılmıştır, Allahını peygamberini seven bu tarafa gelsin” diyordu. Kuvayi Milliye’nin yanında saf tutan Denizli, Isparta, Uşak, Antalya, Sinop müftülerini görevden azletti, Ankara müftüsü Börekçizade Rıfat için idam fermanı çıkarttı. İzmir’deki Yunan Yüksek Komiserliği’ne teklifte bulundu, “Mustafa Kemal’in pençesinden kurtulmak için Batı Anadolu’da sizin kontrolünüzde özerk hükümet kuralım” dedi, Atina’ya iletildi, Yunan başbakanı Gunaris teklifi inceledi, “kendi milletini satan hainlere ihtiyacımız yok” dedi, reddetti. Bu haysiyetsiz yobaz… Milli mücadele kazanılınca, padişahı efendisi Vahdettin gibi, İngiliz gemisiyle kaçtı, Yunanistan’a sığındı, Yarın adıyla gazete çıkardı. O gazeteye 1927 senesinde “Allah’ın huzurunda Türklükten istifa ediyorum, tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme, beni Türk milletinden addetme” diye makale yazdı. “Elimden gelse bütün Türkleri Arap yaparım, bunların vaktiyle Araplaşmadığına eseflenirim” diye yazdı. Hilafetin yeniden kurulması için dönemin Papa’sına mektup gönderdi, İslamiyet adına Vatikan’dan yardım istedi. Yunanistan’dan Suudi Arabistan’a geçti, en son Mısır’a yerleşti, El Ezher Üniversitesi’nde ders verdi, Kahire’de öldü, Gafir mezarlığına gömüldü.”

Anayasa Değişikliği Üzerine Düşüncelerim 3

Değerli dostlar,

Anayasanın III Meşrutiyeti çağrıştıracak tarzda değiştirilmek istenmesinin, aslında ülkemizde bir rejim değişikliği hazırlığı ile ilgili olduğu iddiasındayım. Bununla ilgili yazılar yazıyorum. Paylaştığım videoyu lütfen izleyin. Uşşaki Tarikatı liderinin söylediklerini dinleyin. Ha, bu bir ölçü müdür? Ölçüdür bence. Devrimi yapmak isteyenlerin dayandığı kitle bu. Bilginiz olsun.

Anayasa Değişikliği Üzerine Düşüncelerim 2

Değerli dostlar,

Ülkemizdeki anayasa değişikliği hareketinin ne anlama geldiğini iyi anlamak zorundayız. Sayın Başbakan “Cenevre’ye gitmeyeceğim, buradaki işlerimiz daha önemli!” dedi. Biliyorsunuz Cenevre’de Kıbrıs görüşmeleri var. Ve bu görüşmeler son derece önemli. Ülkemiz açısından da hayati. Başbakan bu önemli toplantıya gitmemiş, Kıbrıs görüşmelerini kaderine terk etmiş. Anayasa değişikliklerini daha önemli buluyor.

Olabilir.

Ak Parti için Anayasa değişiklikleri neden bu kadar önemli. Ülkemizdeki rejim değişikliği hareketi Kıbrıs’ın elden gitmesinden daha mı önemli?

Tabii ki bu sayın başbakana göre böyle. Bize sorarsanız, Kıbrıs konusu çok daha önemlidir. Ve Kıbrıs konusunda bence sona gelinmiştir. Kıbrıs elden çıkmak üzeredir. Kıbrıs konusunda kampanyalar başlatan bazı duyarlı partiler, vatanperver insanlar var. Onlar yeri göğü inletiyorlar. Feryat ediyorlar. AK Parti yöneticilerinin bu konuda attıkları tek bir adım yoktur.

Peki, ülkemizdeki Anayasa değişiklikleri ne anlama gelmektedir?

Bana göre anayasa değişikliklerinin hedefi rejimi değiştirmektir. Sonraki Sayfa »

Anayasa Değişikliği Üzerine Düşüncelerim 1

Neler düşünüyorum!

Neler düşündüğümü anlatabilmem için neler okuduğumu da yazmam lazım.

Hayır, kitap değil. Anayasa değişikliği konusu ile ilgili yazılar. Köşe yazıları meselâ!

Ahmet Taşgetiren çok güzel bir hatırlatma yapmış. “Ya CHP’nin adayı kazanırsa!” demiş. Tabii, şimdi bu anayasa değişikliğine evet diyenlerin hemen hemen hepsi Sayın Erdoğan’ın tek adamlığına garanti olarak bakıyorlar. Bilseler ki aynı hakları elde edebilecek bir CHP adayı kazanacak, asla bu değişiklikleri kabul etmezler.

Ciddî köşe yazarlarının hemen hemen hepsi değişikliği, ülkemizi tek adam sistemine götüreceği için eleştiriyorlar. Yandaş yazarlar bu konuda, CHP üzerinden giderek olumlu görüş bildiriyorlar. Gerçekten de CHP kafasıyla böyle bir düzen kurulursa tek kelime ile facia olur bana göre de…. Eğer CHP hala eski CHP ise bu böyledir. Ama bunca tecrübeden sonra hala eski harmanları savunacaksa bence de CHP iktidarı çok tehlikeli olur ülkemiz için.

Hemen hemen bütün yazarlar değişikliğin teknik yönlerini sorguluyorlar. Mesela 18 yaş konusunu veya Cumhurbaşkanının tek adam olacağı konusunu yazıyorlar. Taha Akyol, Bekir Bozdağ’ın “Atatürk Anayasası’na dönüş” ifadelerini eleştirmiş. Gerçekten de Bozdağ, abesle iştigal etmiş. Acaba kendi camiasını aldattığı gibi bizleri de aldatabileceğini sanıyor! Merak ediyorum.

Bir değerli dostum da Anayasa değişikliği için “III. MEŞRUTİYET” demiş. Bence en doğru teşhis de bu. III. Meşrutiyet!

Bu konuları daha önce yazdım. Okuyanlar bilirler.

Bu değişikliklerin ana hedefi yeni bir İMPARATORLUK yapısı kurmaktır. Sayın Cumhurbaşkanı kendisine tarihi bir misyon biçmiş olmalı! Herhalde onu uygulamak istiyor. Tarihinde örnekleri görülen büyük devlet adamları gibi yeni bir devletin temellerini atmak istiyor. Kendisi açısından bunu başarabilirse ve Türk milleti de bunu doğru bulup onaylarsa mesele yoktur. Türkiye dünya üzerinde yeni bir JEOSTRATEJİK OYUNCU olabilecekse gerçekten sorun yoktur.

Ancak; bugünkü yapı ile, Sayın Erdoğan’ın devlet aklı ile bunun mümkün olamayacağını düşünüyorum. Büyük devlet adamı olmayı istemek yetmez. Aynı zamanda büyük devlet adamı olmak da gerekir. Bugüne kadar yüzlerce defa hata yapmış olan, “kandırıldık”, “aldatıldık” diye dönüşler yapan birinin devlet adamlığını tarih sorgular. Böyle bir kafa büyük devlet adamı kafası olamaz. Olsa olsa İttihat Terakki liderlerinin kafası olur ve devletin sonu da hüsran olur.

Dün bir video izledim. Bir televizyon muhabiri şehrin caddelerinde rast geldiği insanlara “KIBRIS NEREDE?” diye soruyor. Bu soruyu sorduğu sayın vatandaşlarımızın hemen hemen hiçbiri doğru cevap vermedi. Kıbrıs Karadeniz’de, Kıbrıs Sicilya adası açıklarında, Kıbrıs Hatay taraflarında vs. diye cevaplar verdi vatandaşlarımız. Hepsi de olgun yaşta insanlardı. Düşünün bunların çoğu Kıbrıs Barış Harekâtını da gören insanlar. Ve bugün (12.01.2017) Kıbrıs konusunda çok önemli bir anlaşma yapılacak. Kıbrıs bizim için hayati derecede önemli bir yer. Daha Kıbrıs’ın nerede olduğunu bilmeyen bu bilinçsiz seçmenin vereceği oylarla kurulacak yeni bir “Başkanlık Sistemi”, daha doğrusu bu tür insanların oyunu alarak tek adam olmak isteyen Sayın Cumhurbaşkanı, kendisinin hayal ettiği tarihi misyonu, TARİHİ ANLAMDA BÜYÜK DEVLET ADAMI OLMA İMKÂNINI yakalayamaz. Çünkü bu kafa ile devlet yok oluşa sürüklenir. Böyle bilinçsiz bir milletin desteklediği lider, ülkesini ancak yıkılışa götürür. Bence olacağı da budur.

Bendeniz şahsen bu gidişi doğru bulmuyorum. Tehlikeli buluyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın yüreği, kafası, aklı, tarih tecrübesi, siyasî tecrübesi, stratejik aklı, devlet aklı, hatta çevresindeki danışmanlarının aklı bu sıkleti kaldırmaya yetmez. Ben yetersiz buluyorum.  Acaba Sayın Cumhurbaşkanı kendisine Oğuz Kağan, Alparslan, Kanunî, Fatih veya Atatürk misyonu mu biçti? Veya Büyük İskender mi olmak istiyor? Tabii ki bilemeyiz. Ancak; bugünkü istekler, ancak bu hayallerin sahibi tarafından elde edilmek istenebilir. Korkarım ki bu büyük ham hayal ülkemizi korkunç bir badireye sürükler.

Bu açıdan, yeni Anayasa değişikliğini ülkemiz için tehlikeli buluyorum.

Bazı aklı başında eski siyasîler uyarı mektupları yazıyorlar milletvekillerine. Yeter mi bilmiyorum. Görünen o ki bu iş bitmiştir. Vatandaşlarımız bu gidişin ne yöne gidiş olduğunu bilmeden onaylıyorlar. Vekillerin konuşmalarını yanlış ve aldatıcı buluyorum. Bu vekiller gerçekten körü körüne mi hareket ediyorlar. Hiç mi araştırmıyorlar, okumuyorlar? Merak ediyorum.

Son olarak şunu söyleyeyim. Bu Anayasa değişiklikleri kabul edilir de Sayın Erdoğan istediği “Büyük İskender” gücünü elde ederse, biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu Anadolu Selçuklu Devleti’nin sonu gibi olacaktır. Anadolu Selçuklu Devleti dağılmış ve 12 Beyliğe bölünmüştü. Sayın Erdoğan’ın görüşü bu tür bir bölünmeyi öngörmektedir. 15 Yıllık geçmişinde ortaya koyduğu görüş budur.  Hukukçular sadece Anayasa tekniği yönünden konuyu ele almaktadırlar. Konunun tarihî boyutu çok önemlidir. Sayın Erdoğan, yukarıda kültür yapısını arz ettiğim seçmene güvenerek imparatorluk, padişahlık hayalleri kurmaktadır. Yapılmak istenen Anayasa değişikliği ile asıl elde edilmek istenen sonuç budur. Bu asla bir niyet okuma değildir. Gelişmeleri yakından takip etmenizi önemle öneriyorum.

Değerli dostlar, kafanızı lütfen kaldırın ve etrafınıza bakın.

Yine haykırıyorum: UYARMAK VATAN BORCUMDUR!

Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin.

Doktrin

“Doktrin; sistemleştirilmiş bir fikirler manzumesidir”

“Doktrin; hayat ve kâinatın işleyişi hakkında sistemli bilgi veren ilim dalıdır”

Doktrin kelimesini böyle izah etmişler.

Devletler kurulurken, kurucular hedefledikleri sistemi esaslı bir dünya görüşüne dayandırırlar. Yani kuruluş felsefesi belli bir doktrine dayanır.

“İkinci Meşrutiyet için mücadele eden İttihat ve Terakki aydın öncülerinin çalışmalarında, Meşrutiyet genel mefhumundan başka, doktriner bir anlayış bulmak mümkün değildir. Hâlbuki mesela, aynı devrede Rus Çarlığına karşı mücadele eden aydınlar, reformizmin her safhasından, sosyal demokrasiye ve ihtilalci sosyalizme kadar, doktriner ve bilimsel alanlarda, tamamen sistematik büyük eserler ve orijinal yapıtlar verdiler. Öyle ki; bunların bir kısmı, hatta çağımıza yeni değerler getirdi”

“Türk hürriyetçilerinin bu alanda kısırlığını izah gerekirse ilk söylenilecek şey, bu kadronun esasen ve bütünü ile yarı aydınlardan teşekkül ettiğidir. Evet, yarı aydınlardan! Yarı aydın ise idealist olabilir ama terkipçi ve nazariyeci olamaz. Orijinal eser, ancak genel kültüre de sahip olan aydın veya düşünürlerin terkipçi çalışmalarına dayanır. Hem aydın, hem terkipçi bir kültür ister.” Sonraki Sayfa »

Aslında Ne Olmuştu? Şimdi Neler Oluyor?

Her şey II. Selim’le (Sarı Selim) başlar.

İşleri vezirlere ısmarlar. Yetkileri sadrazamlara, başbakanlara verir, kendisi Batı kültürü ile meşgul olur. Ataları gibi ordunun başına geçmez.

Bu şekilde bir  25 sene daha geçer. Ama ondan sonra artık işler kötüye gitmeye başlar.

II. Viyana bozgunu ile Osmanlı, tarihi zirveden geri dönmeye, tepelerden aşağı inmeye başlar.

1830 ‘dan sonra İngiltere masonlar vasıtası ile (Mustafa Reşit Paşa) Osmanlı’nın iç işlerine nüfuz eder. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanları derken, II. Abdülhamit iktidara gelir. 93 harbi başlar. Osmanlı büyük yenilgi alır. İşler kötüye gidince bir grup vatanperver Abdülhamit’e tavır koyar. Sen “müstebitsin” derler. Adı “Kızılsultan” kalır. Bunu Fransızlar ortaya sürer. Bizim vatansever subaylar, gaza gelmişlerdir. Rejim değişecektir. II. Meşrutiyet rejimini istemektedirler. Ordudan bazı subaylar dağlara çıkar. Onları Masonlar, Yahudiler destekler. (İttihat Terakki’yi Abraham Temo adlı bir Yahudi kurmuştur.) Bizim milliyetçi subaylar II. Abdülhamit’i devirecekler ya! Onları destekleyenlerin kimler olduğu önemli değildir. 31 Mart darbesi ile Abdülhamit devrilir. Şimdi Osmanlı devletini kimin yönettiği belli değildir. İttihat Terakkiciler sorumluluk da almazlar. Ama Balkan Savaşları’na devleti onlar sokarlar. Sonra Birinci Dünya Savaşı’na sokarlar. Osmanlı Devleti yıkılır gider.

Osmanlı Devleti’ni yıkan içerideki gafillerin arkasında hep dış güçler olur. İngilizler 1915’te Çanakkale’yi geçememişlerdi ama 1919’da aslanlar gibi Dolmabahçe’nin önüne 55 parça gemilerini (Fransız, İtalyan ve Yunan gemileri dahil) sokmuşlardı. Artık payitahtı İngiliz yüksek komiseri yönetmektedir. Bütün vatansever insanları Bekirağa Bölüğü’ne kapatırlar. Bunların büyük kısmı vatansever subaylardır. Hatta Ordu komutanlarıdır. (Ali İhsan Sabis Paşa, Fahrettin Paşa gibi.) Bunların suçları nedir biliyor musunuz: ERMENİ KIYIMI! Medine kahramanı Fahrettin Paşa bile Ermeni kıyımı yaptı diye tutuklanmıştır. Sonraki Sayfa »

TÜRK MİLLETİ BU KUŞATMAYI YARACAKTIR

Bilinmelidir ki; 2200 yıldan beri meridyenleri aşan, sahraları, dağları, dereleri, tepeleri geçen, nehirleri geçen, devletler, imparatorluklar kuran, koca Bizans İmparatorluğu’nu yıkan, Viyana’yı kuşatan, bir emirle dünyanın en büyük ordusunu dünyayı zapt etmek istercesine şaha kaldıran, Uzun Hasan’lara, Şah İsmail’lere, Avusturya-Macar İmparatorluğu’na, Venedik’e baş eğdiren, Macar ovalarını geçen, Mohaç’ları, Preveze’leri yaşayan Türk milleti yalnız değildir. Beşinci Kol Kuvvetlerine, basın ve yayında kurdukları cuntalara güvenerek Türkiye’yi köşeye sıkıştırdıklarını zannedenler aldanacaktır. Türk milleti bu kuşatmayı elbette ki yaracaktır.

Sağlık Olsun

Değerli dostlar,

Günlerdir düşünüyorum ülkemin hali ne olacak diye. Bir dostum bu şiiri önce güzelce bir okumamı önerdi. Okudum ve beğendim.

Şimdi düşünüyorum, acaba böyle yapabilir miyim diye!

Gerçekten böyle yaşayabilir miyim?

Bilmiyorum.

 

Şiir Can Yücel’in bir şiiri.

Sağlık Olsun.

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, Sonraki Sayfa »

Bilesiniz

Değerli dostlar,

“Uyarmak Vatan Borcumdur!” başlığı ile birçok yazı yazmıştım.

Ülkemizin içinde bulunduğu durum çok kritiktir. Bunu artık iktidar tarafından da dile getirenler oluyor. Bu kötü gidişe nasıl “dur” denilir bilmiyorum. En kötüsü, hata yapanları alkışlayan bir topluluğun olması! Okumayan, anlamayan, dinlemeyen, itiraz etmeyen bir topluluk! Daha da kötüsü, bu topluluk, kendisini ayrışmış hissediyor. Kendisini vatanın en büyük savunucusu hissediyor. Aldatıldığının farkında değil.

Biz yine uyarı görevimizi yapalım.

Gecenin birinde 6666 adet 80 yıllık zeytin ağacının ortadan yok edildiğini duyduğumda ağlamıştım. Bu, ülkemizin ekonomisine karşı yapılmış korkunç bir endüstri sabotajı idi. Sorumluları hala ortada yok. Bu konuyu takip eden de yok.

Buna benzer bir olay yine bu günlerde gündemde.

Cargill (kargil) olayı.

Bilenler elbette bilir. Biz bilmeyenler için özetleyelim. Sonraki Sayfa »