Herkesi Yeniden Düşünmeye Çağırıyorum

Herkesi Yeniden Düşünmeye Çağırıyorum.

Değerli dostlar,

Biliyorsunuz, AKP’li Hüseyin Çelik “PKK’ya göz yumduk” dedi ve AKP’den istifa etti.

Ne kadar doğru bilmiyorum. İnşallah doğru bir haberdir!
Eğer doğru ise şimdi bizim her kelimemize itiraz eden değerli AKP’li dostlarımız bu durumu nasıl izah edecekler. Kimse kraldan fazla kralcı olmamalıdır. Herkes hataları görmelidir.
Ülkemiz büyük bir iç savaşın içinde. Yıkılan şehirlerin görüntüsü Suriye’den beterdir. Bu durumda arka arkaya millet evlatları “şehit” olup evlerine dönmektedir. (Allah şehitliklerini kabul etsin).
Bazı AKP’li yazarlar, ülkemizin içinde bulunduğu savaşı onaylıyorlar. AKP’nin büyük bir mücadele verdiğini, Batılı güçlerin ülkemize karşı bir Haçlı savaşı başlattığını, Recep Tayyip Erdoğan’ın Batılı güçlerin hakkından geleceğini ve “Batılıların canlarına okuyacağını” yazıyorlar.
Tabii ki bu tür yazılar AKP yanlısı camiayı ikna ediyor. Neticede AKP’nin seçmen kitlesi tıpkı bizler gibi vatansever insanlardan meydana geliyor. Bu büyük AKP seçmen kitlesi Haçlı Savaşları’na karşı Tayyip Erdoğan’ı mücadelesini desteklemek gibi bir düşünceye sahip bulunuyor. Çünkü sürekli olarak bu yönde propaganda yapılıyor. “Şehitlerin gelmesi gayet normal”, “Şehit gelmez ise eğer, devletin düşmanla savaştığı söylenemez, elbette şehit gelecektir”, diyorlar. Hâlbuki biz şehit olan evlatlarımız için üzülüyoruz, değil mi?

Doğal olarak seçmen kitlesi “böylesine kutsal mücadele içinde” olan Tayyip Erdoğan’a güveniyor.

AKP konuyu bu şekilde ortaya koyduğu sürece, bizim bu kaosun içinden çıkmamız mümkün görünmemektedir. Çünkü her şehit karşısında, her mağlubiyet karşısında, her kötü sonuç karşısında bu yazarlar çıkıp mutlaka partiye gönül veren kitleyi ikna ediyor. Seçmen kitlesi tek bir noktadan bakıyor. Tayyip Erdoğan’ın; hatalı olabileceğini, BOP ‘un eş başkanı olması hasebiyle Batılılarla ittifak içinde olduğunu ve ülkemizin geleceğini çok büyük bir tehlikeye attığını kitlenin öğrenmesi, duyması, okuması, düşünmesi, karşı gelmesi mümkün görünmemektedir.
Bu açıdan bakıldığında geleceğimiz karanlık görünmektedir. Çünkü bu büyük seçmen kitlesinin oy verdiği partinin hatasını görmesi mümkün değildir. Hâlbuki kendileri bile “kandırıldık, aldatıldık” diyorlar. İşte Hüseyin Çelik! İşte Bülent Arınç! Buna rağmen seçmen kitlesi hatayı göremiyor. Çünkü çok güzel perdeleme yapılıyor.
Başkanlık için verdikleri mücadele de çok risklidir. Çünkü büyük seçmen kitlesi, Tayyip Erdoğan’ı namaz kılan, Kur’an okuyan bir devlet başkanı olması sebebiyle destelemektedir. Ama biliniz ki Tayyip Erdoğan bu desteği yeniden sağlayıp da başkan olursa, asıl kızılca kıyamet o zaman kopacaktır.

Fransız İhtilali’nin yazarları “Devletin güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda referanduma gidilmesi hatalıdır. Çünkü halk bilmeden düşman kuvvetlerin temsilcilerini iş başına getirebilir” şeklinde düşünmüşlerdir. Seçmen kitlesi düşman propagandasına rahatlıkla aldanabilir.
Bendenize göre istenen “başkanlık” işi aynen şu yukarıdaki düşünceye uymaktadır. AKP yanlısı yazarların mantığına sahip olan Tayyip Erdoğan’ın başkan olması ancak referandum benzeri bir seçimle, bir baskın seçimle gerçekleşebilir. Halkın, Tayyip Erdoğan’ın devletimize karşı -bilerek veya bilmeyerek-düştüğü hataların ülkemizi nereye getirdiğini, nereye götüreceğini bilmesi mümkün değildir. Bu sebeple başkanlık seçimi yapılmamalıdır, başkanlık sistemine geçilmemelidir.

Ülkemizin güvenliği söz konusu olduğu için referandum gibi olan bu başkanlık seçimi kesinlikle yapılmamalıdır. Ülkemizin güvenliği bu durumda büsbütün tehlikeye girecektir.

Buradan bütün milletimi uyarıyorum. Herkes konuyu buna göre düşünüp değerlendirmelidir. Bu durum; bir partiye gönül vermenin, namaz kılan, Kur’an okuyan bir insana karşı gösterilen sempatinin çok ötesinde bir durumdur. Çünkü ülkemizi idare edenler düşman kuvvetlerin etkisinde kalacağından devletimizin güvenliği tehlikeye girecektir. Unutmayınız! Devletimiz yıkıldığında hepimiz altında kalırız.

Yanlış anlaşılmaktan korkarım.
Bu düşüncemi açıkça yazmaktan çekinmedim. Benim bir partiye veya bir şahsa karşı özel bir düşmanlığım yoktur. Değerlendirmelerim tamamıyla ülkemizin geleceğinin, güvenliğinin garanti altında olması içindir. Bana karşı olan olmayan herkes bu konuyu düşünmelidir.
Bilmeden karanlık bir tünele girilmesine sebep olabilecek bir sisteme oyları ile destek verenlerin bu vebalin altından kalkmaları mümkün değildir.

Herkesi sorumlu düşünmeye davet ediyorum.

Uyarmak vatan borcumdur.

Görelim Mevla Neyler!

Değerli dostlar,
Bakıyorum, milletimin samimi evlatları şehitlerimiz için infial gösteriyor. Tabii ki haklılar.
Bir İngiliz gazetesi (Financial Times-Herhalde böyle yazılıyor!) “Türk ordusu şehir savaşına saplandı” diye yazdı.
Bence çok güzel bir tespit.
Biliyorsunuz, gerilla harbinin çeşitleri var. Şehir savaşlarını şehir gerillası, kır savaşlarını kır gerillası yapar. Savaş öğretilerinde bu konu ders olarak okutulur.
Bence de Türk ordusunun Güneydoğu’da böyle bir savaşa saplanması son derece hatalıdır.
Kaldı ki mevcut yönetim şehir savaşının yapılacağı ortamı resmen şehir gerillasına hazırlamıştır. Çözüm süreci içerisinde şehirlerde savaş yapacak olan kuvvetlerin hazırlık yapmalarına imkân verilmiştir. Bu aşikâr bir şeydir. Karakolların önünden geçen gerillalara ses çıkarmadık dediler Gerilla kuvvetleri karakolların önünden geçerken güvenlik güçlerimize “bay bay” yaptılar. Bunu da açıkça itiraf ediyorlar.

Ve gerçekten bu hazırlıklar yapılmış. Bir önceki günkü haberlerde Kamışlı’dan Cizre’ye yer altından tünel yapıldığı ifadesi vardı. Siz tutar 911 km. lik sınırdaki mayınları temizlerseniz, sınırdan kimin girip çıktığı belli olmazsa, hangi yığınakların yapıldığını, hangi tünellerin kazıldığını, hangi silahların nerelere konuşlandığını bilmezseniz olacağı budur. Ve şimdi bu şekilde milli ordu ile şehir savaşına hazırlanmış olan “şehir gerillası” ile baş etmek gibi sonu olmayan bir hataya girilmiştir.

KCK’nın bütün üyelerini, hem de yasa çıkararak, salıverdiler. Şu anda devletin Güneydoğu’da ciddi bir temizlik harekâtı yapması mümkün değildir. Öldürülen 700 küsur gerilladan 300 tanesinin yabancı olduğu söyleniyor. Sırp keskin nişancılar yakalanıyor, İngiliz, Alman istihbaratına bağlı insanlar yakalanıyor. Bunlarla ilgili ciddi bir devletlerarası hukuk işletilemiyor. Öldürülen gerilla leşleri ilgili ülkenin büyükelçiliğinin kapısına atılmıyor.
Özet olarak; durum son derece ciddidir, tehlikelidir. Bu tehlikeyi yaratan de bence öncelikle devletin bizatihi kendisidir. Bu durum sürüp gidecektir. Zaten adına “terör” denmesi bile hatalıdır.
Kürt halkı ile Ermenileri birbirinden bir türlü ayırmak istemediler. Aslında bu mücadeleyi yapanların Ermeniler olduğunu, arkalarında batılı güçlerin bulunduğunu bir türlü kabul etmediler. Bence bilerek kabul etmediler ve tedbir almadılar.
Gelinen noktada nizamî ordunun şehir gerillasının üzerine gönderilmesi yanlıştır. Strateji uzmanı general, kurmay subay kaldı mı bilmiyorum. Bunun için daha başka tedbirler alınmalıdır. Ama yazık ki bu tür tedbirleri alacak millî devlet henüz ortada yoktur.
İttihat Terakki, Balkan Savaşları sırasında bir çok üst rütbeli generali ordudan uzaklaştırmıştı. Ergenekon tertibi ile birçok üst rütbeli kurmay subay ordudan uzaklaştırılmıştır.
Ülkemiz, ehil ellerde değildir. Durum son derece naziktir ve tehlikelidir.
Allah sonumuzu hayır eylesin.
Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.

Artık Zamanımız Yok!

Değerli Dostlar,
Bugün yine beş şehidimiz var. Onlara “ölüdür” demiyorum. Şehadetlerini Allah Teala İnşallah kabul eder. (Şehitlere “ölüdür” demeyiniz, zira onlar diridirler, fakat siz bilmezsiniz. – Ayet-i Kerime)
28.01.2013 ‘te yazdığım bir yazıda “Hala Bir Zamanımız Var” demiştim. Şimdi hala bir zamanımız var mı bilmiyorum.
Devlet adamlarımız, hükümetimiz, hala hata yapmaya devam ediyor. Hükûmet nasıl yönlendiriyorsa, seçmen kitlesi de aynı şekilde düşünmeye ve tabii ki hata yapmaya devam ediyor.

TRT Şeş’in kurulması, Çözüm süreci, akil adamlar meselesi, Habur rezaleti, devlet adamlarımızın Şivan Perver’le kongrelere katılması, Dersim için devlet adına özür dilenmesi, Şeyh Sait İsyanının elebaşlarının heykellerinin Diyarbakır’a dikilmesi, Mahsum Korkmaz’ın heykelinin sözde Kürt Şehitliği’nin tepesine dikilmesi, Valilere; “dokunmayın” talimatı verilerek PKK’lıların, omuzlarında roketatarlarla karakolların önünden bay bay yaparak geçmelerine seyirci kalınması, çözüm sürecinde PKK’nın bütün şehirlerimizde yığınak yapmasına müsaade edilmesi, TC’nin kaldırılmak istenmesi, Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmek istenmesi, “Türk ırkı diye bir ırk yoktur” diyenlerin milletvekili yapılması, Ergenekon, Balyoz davaları, yer adlarının değiştirilmesi… Daha bir sürü hata…
Bu saydıklarımın hepsi hata idi. Devlet adamlarımız bu hataları işlediler. Sonra da “kandırıldık” dediler.
Değerli dostlar, durum “kandırıldık” demekle kurtarılacak kadar basit değildir. Devletimiz şimdi, tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Ve devlet adamlarımız da, onlara gözü kapalı oy veren halkımız da durumun ciddiyetinin hala farkında değildir.
Bir yakınım, değerli kardeşim, samimiyetinden, vatanperverliğinden asla şüphe etmediğim değerli dostum, Osman Baydemir’in mecliste ağlarken çekilen resmini kullanmış ve altına şunları yazmış:
“Samimi değilsiniz, gerekeni zamanında yapmadınız, bugün ölüyorlar diye ağladığınız çocuklara silahları siz verdiniz, hendekleri siz kazdırdınız, halada devam ediyorsunuz, kardeşlik ve barış sürecini sabote edenler sizlersiniz, biz hiç kimse ağlamasın diye büyük bir risk alırken siz bunu istismar ettiniz, şimdi kendinize kızınız, kabahatli olduğunuz bu büyük ihanetten hemen vazgeçin, silahları bırakın.” (aynen aldım)
Görüyorsunuz ki, değerli dostum hala anlamamakta ısrarlı. “Kandırıldık, hata yaptık” diyenler de hala durumun ciddiyetini anlamamakta ısrarlı.
Hayır! Anlamadıklarını da anlamıyorlar. Asıl tehlikeli olan da bu!
Düşman, “bütün esbab-ı cefasın” toplamış gelmiş.
Dünyanın bütün büyük devletlerinin donanmaları şu anda bölgemizdedir bulunmaktadır.
Tarihin şakası olmadığını, savaşın ciddi bir iş olduğunu, düşmanlarımızın çok ciddi olduklarını, medeniyetimizi meydana getiren Müslüman nüfusu kırmaya devam ettiklerini, gözlerini kırpmadan kafa kestiklerini, hiç vicdanları sızlamadan bütün medeniyet tarihimizin şaheserlerini ortadan kaldırdıklarını, güvenlik güçlerimize saldırdıklarını, şehit ettiklerini her gün izliyorsunuz. Düşmandır bu, elbette yapacaktır!
Stratejinin, yere ve coğrafyaya göre kuvvet kullanma ilmi olduğunu bilmeyenlerin, “medeniyetlerin çatışmasının” farklı medeniyetler var olduğu sürece devam edeceğini bilmeyenlerin dostu düşmanı ayırması mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi büyük bir devletin “kandırıldık” diyebilen bir ekibin elinde bulunması büyük bir talihsizliktir. Bu kadroya bu kadar büyük devlet imkânlarının sunulması başlı başına büyük hatadır. Milletimizin, propaganda mekanizmasına yenilerek bu ekibi desteklemesi tarihî manada büyük bir hata olmuştur. Bu durum tıpkı İttihat Terakki dönemine benzemektedir.
Osman Baydemir’in ağlayan resmine bakarak, “Gerekeni zamanında yapmadınız, PKK’ya silahları siz verdiniz, kardeşlik ve barış sürecini sabote edenler sizlersiniz, biz hiç kimse ağlamasın diye büyük bir risk alırken siz bunu istismar ettiniz, ihanetten hemen vazgeçin, silahları bırakın.” gibi sitemlerde bulunmak, bu konuyu hala anlayamamış olmak demektir. Çok görmüyorum, milletimin çocuklarının oy verdiği kişiler de aynı hataları yapmaya devam ediyorlar.
Değerli dostlar, dostu düşmanı iyi tanımak gerekir. Düşmana; “istismar ettiniz, ihanetten vazgeçin” demek doğru bir söylem değildir. Bu demektir ki düşman henüz tanınmamıştır. Düşmanını bilmeyen ona karşı nasıl mücadele edebilir.
Şimdi karşımızdaki PKK’nın içinde Alman, İngiliz, Fransız, Rus, Amerikan, İsrail istihbaratçıları var. Şehirlerde onlarla çarpışıyoruz. Sırp keskin nişancıları yiğitlerimizi şehit etmektedir. Bu demektir ki, mesele sadece PKK meselesi değil.

Cenevre’ye kimleri çağırıyorlar. Cenevre toplantısı niçin yapılıyor, bu toplantıyı kim organize ediyor? Bir sorun kendinize. Osmanlı devletini nasıl yıktılarsa, şimdi aynı yöntemlerle Türkiye devletini de yıkmaya çalışıyorlar. Bu apaçık görülmüyor mu?
O halde, bütün gücü ile devletimize vuran düşmana, -evet düşmana-, “ihanetten” vazgeçin denilebilir mi? Bu sizce de komik kaçmıyor mu?
Değerli dostlar, bu saatten sonra bir devletimizin, içinde bulunduğu büyük bir savaşı nasıl kazanması gerekiyorsa o şekilde savaşması gerekiyor. Bize kurşun sıkanlara, şehirlerimizi yakıp yıkanlara, milletimizi ortadan kaldırmaya ant içmiş olanlara; “kandırıldık”, “ihanette vazgeçin”, “samimi değilsiniz” gibi söylemlerde bulunmak ya büyük bir cehaletin eseridir. Ya da büyük “İHANETİN!” Devlet; düşmanlarına karşı böyle büyük hatalara düşmemelidir. Bu bir zaaf göstergesidir.
Düşman, doğudan bize darbe vurmaktadır. Bu büyük bir savaştır. Bunu önce böyle değerlendirmek gerekir.
Bit hatırlatma daha yapmam gerekiyor.
Biliyorsunuz, Vatikan ile Fener Patrikhanesi barıştı. Şimdi Ortodoks aleminin en büyük devleti olan Rusya ile Katolik aleminin en büyük devleti olan Amerika anlaşmış bulunuyor. Hatta bu devletler İran ile de anlaştılar.
Dikkat edin, İran devlet başkanı Hamaney İtalya’ya gitti. İran, İtalya ile bir dizi anlaşmalar yapıyor.
Bu durum size Fatih döneminin Uzun Hasan olayını hatırlatıyor mu? Uzun Hasan, Venedik ile ittifak yapmıştı. “Balkanlar sizin olsun, İstanbul’dan sonraki bütün İslam alemini ben kontrol edeyim, Osmanlı’yı ortadan kaldıralım” demişti Uzun Hasan. Şimdiki Uzun Hasan “Hameney” İtalya ile anlaşmalar yapıyor. Osmanlı Devleti’ne karşı kurulan “kutsal ittifak” bugün yine aynen kurulmuş bulunuyor. (Fatih, Otlukbeli Savaşı ile sonunu çözmüştü.)
O halde düşmanı iyi tanımak lazım. PKK’ya sadece PKK olarak bakmamak lazım! Öcalan’a sadece “Öcalan” olarak bakmamak lazım! Osman Baydemir’e sadece “Osman Baydemir” olarak bakmamak lazım.
HDP milletvekili, polisimizle münakaşa ederken hışımla kolunu kaldırmış ve “çekin gidin topraklarımızdan” demişti. Hatırlayınız.
Ve siz hala hata yapaya devam ediyorsunuz.
Unutmayınız, “düşmanını bilmeyen millet yok olur!”
Unutmayınız, hata yapmaya devam ederseniz tarih de, millet de sizi affetmeyecektir.
Unutmayınız, “Doğudan darbe almayan Türkiye’yi Batı asla yenemez”

Bilmiyorum, hala bir zamanımız var mı?

27.01.2016

Hala Bir Zamanımız Var Mı?

Değerli dostlar,

Bir yazımda “”Hala bir zamanız var” diye yazmıştım. Şimdi daha zamanımız var mı bilmiyorum.

Bence tarihin bize tanımış olduğu süre bitmiştir. Zamanımız kalmamıştır. Devlet adamlarımızın, milletimizin artık hata yapmaması gerekiyor.

Bu güne kadar çok hatalar yapıldı. Hep yazmıştım.

TRT 6 ‘nın kurulması hata idi.

Ergenekon, balyoz davaları hata idi.

Yer adlarının değiştirilmesi hata idi.

Andımızın kaldırılmlası, TC’NİN kaldırılmak istenmesi, Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmek istenmesi, çözüm süreci, K

Görüyorum ki aynı hatalar, aynı anlayışsızlıklar, aynı parti taassupları devam ediyor.

İnsan bir şeyi anlayamayabilir. Öğrenir. Okur, sorar, soruşturur, öğrenir.

Bugün yine beş şehidimiz var. Allah hepsinin şahadetini kabu etsin.

Bakıyorum, bazı yazarlar, yandaşlar, HDP’liere karşı hatada hala ısrarla sitem ediyorlar. Değerli bir yakınım Osman Baydemir’in Meclis kürsüsünde ağladığını gösteren bir fotoğafın altına şunları yazmış:

 

“Samimi değilsiniz,gerekeni zamanında yapmadınız,bugün ölüyorlar diye ağladığınız çocuklara silahları siz verdiniz,hendekleri siz kazdırdınız,halada devam ediyorsunuz,kardeşlik ve barış sürecini sabote edenler sizlersiniz,biz hiç kimse ağlamasın diye büyük bir risk alırken siz bunu istismar ettiniz,şimdi kendinize kızınız,kabahatli olduğunuz bu büyük ihanetten hemen vazgeçin,silahları bırakın.”

İnsan bir şeyi anlayamayabilir. Okur, öğrenir.. En kötüsü anlamadığını anlamamaktır.

Bugün devlet adamlırımız da aynı hatayı yapmakta ısrar ediyorlar. Bu değerli dostum da mecliste olabilirdi. Zihniyet aynı zihniiyet. Hala gerçeği anlayamadılar. Anlamamakta da ısrar ediyorlar. Derler ya “bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır!! diye. Aynı durum bu.

Değerli dostlar,

Savaşan taraflara, savaşın şekline, savaşın tarihi gelişimine, savaşın amaçlarına, savaşta kullanılan silahlara, bu silahların kimler tarafından temin edildiğine, düşmanın kim olduğuna, niyetine, gözünü kırpmadan adam öldürmesine, kafa kesmesine, düşmanın savaşta ısrarcı olduğuna, savaşı bütün dünyaya yaymak gibi büyük bir hazırllığı bulunduğuna, düşmanın stratejilerine, propaganda tarzına, özellikle bölgemize bütün emperyalist güçlerin donanmalarını, askerlerini yığmasına bakarak, insan biraz akllını başına toplar. Karşı karşıya bulunduğumuz durumun ciddiyetini anlar.. “barış sürecini siz sabote ettiniz, kardeşlik ve barış sürecini sabote edenler sizlersiz, biz hiç kimse ağlamasın diye büyük risk aldık, siz istismar ettiniz, şimdi kendinize kızınız, ihanetten hemen vazgeçiniz” gibi ifadeler böylesine büyük bir savaş karşısında düşmanı temsil eden insanlara söylenecek sözler değildir. Düşmandan bunu isteyemezsiniz. O zaman siz düşmanı hiç tanımamıışsınız demektir.. Savaş nedir, toprak nedir, tapu nedir, düşmanlık nedir, strateji nedir, taktik nedir bilmiyorsunuz demektir. Allah aşkına, bbu meclisin içinde kaç tane milletvekili içinde bulunduğumuz büyük savaşın farkındadı? Kaç milletvekili, hatta başbakan, cumhurbaşkanı ülkemizin içinde bulunduğu durumun ciddiyetinin farkındadır? Yandaş televizyonlarda gerçek durumun ne olduğu anlatılmamaktadır. Türk milleti içinde bbulunduğu tehlikenin ne olduğunu bilmemektedir. Yandaş hocaların hergün verdikleri vaazlarla, konferanslarla millet uyutulmaktadır. Kendileri bu işin ciddiyetini bilmeyenler halka ne anlatabilirler.

 

Değerli dotlar, anlayacağınız durum çok tehlikelidir. Durum çok ciddidir, hatta vahimdir.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Allah şahadetlerini kabul etsin.

Biliniz ki gidiş çok kötüdür. Sonu uçurumdur. Devlet adamlarımızın, vekillerimizin, gerçekte son derece samimi olan yandaş dostlarımızın durumu anlaması gerekir. Kör partizanlıktan kendimizi artık kurtarmalıyız. Bu iş parti taasubunu geçmiştir. Birleşmenin zamanıdır. Uyanmanın zamanıdır.

 

Hala bir zamanız var mı bilmiyorum.

 

 

 

Sadede Gelelim Lütfen

Değerli dostlar,

Emperyalist ülkelerin BOP ile bölgemizde neler yapmak istediğini anlayamayan, bu ülkelerin başını çeken ABD ve onun en güvenilir müttefiki İsrail’e güvenle bakan devlet adamlarımızı ve basındaki ve sanal alemdeki yazar ve düşünürleri kınıyorum. Bu yöneticiler ve yazarlar, demek ki hayat ve olayları hakkında, tarih ve olayları hakkında, milletlerin birbirleri ile savaşları hakkında hiçbir ciddi çalışmaları, okumaları yoktur. Bu kaht-ı rical güruhu Irak’ın parçalanmasını, Sudan’ın parçalanmasını, Libya’nın parçalanmaını, Suriye’nin durumunu ciddiye almıyorlar. Ya da ne anlama geldiğini bilmiyorlar. An itibariyle bizim Güneydoğumuzda meydana gelen olayları okumuyorlar. Yakalan Fransız, İngiliz, Rus, Alman ajanlarını görmüyorlar. Şehirlerimizin Suriye’den beter hale geldiğini görmüyorlar. Büyükk bir vesayet savaşı yürütüldüğünü görmüyor ve anlamıyorlar.

Daha geçen gün İsrail Maliye Bakanı “Kürt devleti kurulmalıdır, kurulacak Kürt devletinin arkasındayız!” demişti. ABD ortadoğuda açıkça büyük bir bir İsrail devleti kurmak istemektedir. Kurulacak Kürt devleti aslında Kürtlerin devleti olmayacaktır. Büyük İsrail devleti olacaktır.

Harita üzerinde, basın karşısında, alenen bu olayları tartışan Amerikalı valinin dosyalarına itibar edenleri tarih ve millet affetmeyecektir.

ABD bilinmeden, İsrail ve İllümünati bilinmeden, illimünatinin Türkiye uzantıları bilinmeden Türkiye’yi emperyalizmin pençesinden kurtarmak mümküm değildir.

Yöneticiler zaten bildiklerini okuyorlar. Bugün söylediklerini yarın inkâr ediyorlar. Hiç olmazsa biz millet olarak kendi aramızda anlaşalım, uzlaşalım.

Bu büyük bir savaştır. Savaaşta ABD taraftır. İsrail taraftır. Türkiye taraftır. Okuyun Tapınak Şövalyelerini, okuyun Türkiye’deki Hıristiyan misyonerlerinin faaliyetlerini, araştırın bugün gündemde aktif olan insanları, mesela Biden ile görüşenleri, göreceksiniz ki hemen hemen hepsi ABD ve İsrail savaşının piyonlarıdır.

Amerika Türkiye’yi parçalamaz, o kadar akılsız değildir gibi düşünceler son derece tehlikeli ve yanlıştır. Bu düşünce tarzı Türk milletinin düşmanlarına karşı savaşımında direncini kırar. Gerçek düşmanın kim olduğunu anlamaıza mani olur. Bu tür düşüncelerden kesinlikle kaçınılmalıdır.
Ayrıca emperyalizmi düşman gören, düşmana karşı tavır alanları, bu konudaki düşüncelerini açıkça ifade edenleri “aptal” yerine koyanları kınıyorum.

Unutmayın, devletimiz hiç olmadığı kadar büyük bir savaşın içindedir. Ne yazık ki her yıkımda, her yenilgide, her bozgunda mutlaka bir propaganda çözümü bulunarak bu tür insanlar ikna edilmektedir. Bu propaganda broşürü alimlerine itibar edilmemelidir.

Ve Türk milleti gerçeği, en tam gerçeği anadığı gün dünyayı yerinden sarsacak güce sahiptir. Dışarıdan ithal edilecek liderlere de ihtiyacı yoktur.

Ne mutlu Türküm diyene.

Uyarmak vatan borcumdur.

ABD’nin İkinci Adamı Geldi

Değerli dostlar,

Biliyorsunuz ABD’nin ikinci adamı Türkiye’de. İsrail’li yetkililerin “Kürt devletinin kurulmasını destekliyoruz” tarzındaki görüşlerinin basında yayınlandığı günlerde ülkemize geldi JOE.
Bakıyorum bizim bazı değerli dostlarımız ABD’li başkan yardımcısının gelişini hayra yoruyorlar. Çok saf varsayımlarda bulunuyorlar. Hayretler içinde kalıyorum. Demek ki insanımız belli bir fikir seviyesine bir türlü ulaşamıyor.

İstanbul’da iki gün süren ve 32 konuşmacının (Numan Kurtulmuş dahil) katıldığı bir sempozyuma gitmiştim. Sempozyumu önemli bir tarih vakfı organize etmişti. Tabii ki bu 32 konuşmacının konuşmalarından bir şey anlamamıştım. Bir fındığın kabuğunu dolduracak tek kelime etmemişlerdi.
Vakfın başkanı, edebiyat öğretmeni olan sayın dostuma maksadınız ne idi diye sordum. O da kendisine göre anlatmaya başladı. O da kem küm ediyordu. Bir şey anlatmıyordu aslında. Sonra yanımıza biri geldi. Bir tıp profesörü imiş meğer. Tanımıyordum. Sonradan tanıdım. Bu sayın profesör hoca ile konuşmamıza katıldı. Bizi dinledi ve oturumu düzenleyen vakfın yöneticisi Hocaya benim ne demek istediğimi anlattı. İnanın benden iyi anlattı. Dedi ki; Hocam, beyefendi, hapishaneden nasıl kurtulacağımızı soruyor, siz hapishanede daha nasıl rahat yaşayabileceğinizi tartışıyorsunuz. Lütfen beyefendiyi anlamaya çalışın. Profesöre teşekkür ettim. Ve beni benden iyi anladığını söyledim.

Şimdi bakıyorum, bu değerli dostlar da hapishanede daha nasıl rahat yaşayabileceklerini tartışıyorlar hala.

Bir defa ABD’li yetkilinin bu konuları bizimle tartışmasını nasıl onaylıyorsunuz. Size bu doğalmış gibi geliyor. Adam gelip burada siyasi parti temsilcilerini topluyor. Siz buna farkında olmadan onay veriyorsunuz. Bu nasıl bir anlayıştır.
Kimleri topladığını biliyor musunuz? Hemen hemen hepsi ABD istihbaratı ile organik birlik içinde çalışıyor. Mesela Sezgin Tanrıkulu. Bunu bilmeyen yoktur. Orhan Miroğlu, Galip Ensarioğlu… Lütfen araştırın.
Osman Kavala… Kimdir biliyor musunuz? Soros’un Türkiye’deki vakıflarından biri olan Açık Toplum Enstitüsü’nün danışma kurulu üyesi. Bu ne demektir?
Ve gazeteci Aslı Aydıntaşbaş ile çok senli benli konuşmuş. Cüneyt Özdemir’le “ne haber Cüneyt?” tarzında konuşmuş. Bu şekiller aynen basına servis ediliyor. Aslı Aydıntaşbaş “Ergenekon” kelimesini ABD’de iken ilk defa kullanan gazeteci. Görevi icabı sürekli açık oturumlarda..
“Herhalde ABD PKK’yı sattı”, “herhalde Suriye’nin kuzeyi Türkiye’ye katılacak” vs. gibi ham hayalleri nasıl kurabiliyorsunuz, hayret ediyorum.
Adam Anayasa ile ilgili konuşuyor. Nasıl olacağını bizden iyi biliyor. Bizim aydınımız çıkıp ham hayaller kuruyor.

Bendenizi asıl yaralayan bu hezeyanlardır, biliyor musunuz? Keşke bu günleri yaşamasaydım, görmeseydim!

Hepinize saygılar sunuyorum.

Öyle Bir Milletiz Ki! (5)

 

Arap mütefekkiri Cahız “Türklerin askerlik kabiliyeti ile yükseldiğini” söyler.

 

Şimdilerde milletimizi askerlikten soğutan, vicdani retçiliği hortlatan, “Her Türk sivil doğar” diyerek Türklerin askerlik harslarını bilerek yıpratan, “Tarihte Türk diye bir ırk yoktur” diyerek milletimizi doğrudan doğruya zayıflatıp imha etmeye çalışan kendi insanlarımızın nasıl aldatıldıklarını anlayabiliyor musunuz?

Ne mutlu Türküm diyene.

 

 

Öyle Bir Milletiz Ki! (4)

Alp Arslan

 

“Alp Arslan 24 Ağustos 1071 çarşamba günü çok üzüldü, endişe duydu ve mukadder bir savaşa hazırlandı.

Buharalı İmam-ı Ebu Cafer Muhammed: Ey Sultan! Sen Allah’ın başka dinlere zafer vaad eylediği İslamiyet uğrunda cihad yapıyorsun. Bütün Müslümanlar mimberlerde sana dua eylediği Cuma günü savaşa giriş. Ben Tanrı’nın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.” diyerek bimr keramet müjdesi verdi ve Alp Arslan’ın maneviyatını yükseltti.

Gerçekten Halife, bu münasebetle, camilerde okunmak üzere şu ibarelerle başlayan güzel tarihî bimr dnua ve hutbe metnini gönderdi: ” Alahım! İslamın sancaklarını yükseltmek için hayatını esirgemeyen mücahidlerini yalnız bırakma. Alp Arslan’ı muzaffer kıl ve askerlerini meleklerinle te’yid eyle”

26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alp Arslan atından indi ve secdeye vardı:

“Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Tanrım, niyetim halistir. Bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” duası ile derin imanını belirtti. Sonra askerlerine dönerek:

“Burada Allah’tan başka bir Sultan yoktur. Emir ve kader O’nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya benden ayrılmakta serbestsiniz” dedi.

Bu heyecanlı ve kararlı sözlerine karşı askerler bir ağızdan:

“Asla emrinden ayrılmayacağız!” mukabelesinde bulundular.

Sultan beyazlar giyerek ve eski Türk usulüne göre atının kuyruğunu bağlayarak son hitabını yaptı:

“Ey askerlerim! Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır.”

 

Görüyorsunuz değil mi?

Öyle bir milletiz ki!

Ne mutlu Türküm diyene…

 

 

 

 

Öyle Bir Milletiz Ki! (3)

“Kılıç Türklerin elinde bulundukça senin mezhebine zeval yoktur!”

İmam Azam’a Hatıf’ten gelen bir ses.

Türkler İslam dünyasına hakim olunca İslam Peygamberi ve büyüklerinin sözleri böylece onların cihangirlik ideallerini kuvvetlendiriyordu. Tuğrul Bey zamanında Büveyhîlerin zulmünden  ve neseplerinin uydurma olduğundan bahseden ibn-i Hassul, Sultanın asil ve Afrasyab (Oğuz Han) soyundan geldiğini, Türklerin fazilet ve üstünlüklerini belirtirken yukarıda geçen hadisesi de en kuvvetli bir delil olarak ileri sürülüyordu. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye atfedilen bir rivayet de kayda şayandır.

Buna göre Ebu Hanife hac esnasında “Ey Allah’ım! Ben senin için Muhammed’in şeriatını takrir ettim. Eğer içtihadım doğru ve mezhebim haksa bana yardım et!” der. Hatiften gelen bir ses ona “Sen doğru söyledin. Kılıç Türklerin elinde bulundukça mezhebine zeval yoktur.” cevabını verir.

Bu rivayeti nakleden Selçuklu tarihi müellifi Râvendî şunu ilave eder: “Allah’a hamd olsun ki artık İslam’ın arkasında kuvvetli ve Hanefî mezhebi mensupları mes’utturlar. Zira Arap, Acem, Rum ve Rus diyarlarında kılıç Türklerin elindedir.

Selçuklu sultanları Hanefî alimlerini  o kadar himaye etmişlerdir ki, onların sevgisi ihtiyar ve gençlerin kalbinde bakidir.

*************************

“Kendime bir saray yapıp da yanında bir cami inşa etmezsem Allah’tan utanırım.”

Tuğrul Bey

 

Not: Çok dindar ve imanlı bir Müslüman olan Tuğrul Bey haftanın iki gününü oruç tutmakla geçirir, asla taassup göstermezdi.

İslam adına, din adına sadece Arap tarihini anlatanların, neden Türklerin Müslümanlığını anlatmadıklarını hiç merak ediyor musunuz?

 

 

Öyle Bir Milletiz Ki! (2)

“Dünya Türkleri taşmaya kâfi gelmiyordu!”

Süryani Mihael

*********

“Türklerin olmadığı memleket içmediği su, ateşlemediği ocak kalmadı. Şehirleri ve ülkeleri doldurup her tarafa hakim oldular!”

İmadettin İsfahani