1769’da Türkiye, dünyanın birinci devleti olma vasfını kaybedecek ve tam bir gerileme, hatta çözülme ve yıkım dönemine girecekti.
Yine görüldüğü gibi, bütün Avrupa ittifak halinde ve kendi aralarında kanlı bıçaklı oldukları halde, bir Hıristiyan beldesi olarak kabul ettikleri Anadolu’yu kurtarmak için topyekün saldırıya geçecekti. Anadolu Reconquistası’nı başarmaya çalışacaktı…
Fransa ile Almanya savaşta oldukları halde, Viyana kuşatılınca derhal aralarında barış imzalayacaklar ve birlikte Viyana’yı savunacaklardır.
DİRENİYORUZ AMA ASLINDA GERİ ÇEKİLİYORUZ.
Demek ki, Türk milleti için, tarihin zirvesindeki platodan artık inmenin zamanı gelmişti. Acaba bu kesin dönüş mü olacaktı!
Fransız akademisyenin işaret ettiği, toplumların gel-git olayında, biz Türk toplumu olarak 1683’te başlayan geri yürüyüşle ve halen devam eden geri çekilmeyle, gerçekten Asya’nın yolunu tutmuş bir toplum durumundayız. Geri çekilirken belki vuruşa vuruşa çekiliyoruz. Ama “geri çekiliyoruz”.
Viyana’daki ihanetin ve -tabii ki hataların- bedelini çok ağır ödedik ve şu anda bile ödemeye devam ediyoruz.
Mağlup olduk. Bu kesin. Mağlup milletler, galip milletleri taklit ederlermiş. İşte şimdi tam da o anı yaşıyoruz.
Aslında, hala bazı mevzilerde direniyoruz.
Anadolu’ya çekilirken kaybettiğimiz bütün topraklarımız üzerinde şimdi hiçbir hak iddia edemiyoruz. Şu anda Anadolu’da tutunmak için gerekli stratejik mevzileri bile zor koruyoruz.
Direniyoruz.
Kıbrıs’ta, Güney Doğu’da, Batı Trakya’da, Bosna-Hersek’te mevzileri kaybetmemek için direniyoruz.
Vatan toprakları üzerinde de dahili düşmanlara karşı direniyoruz.
Cami için, Kur’an için, ezan için, İmam Hatip okulları için, başörtüsü için, yani kendi öz kültürümüzü yaşamak için şartları zorluyoruz. Ama kime karşı direndiğimizi bilmiyoruz. Sanki gizli bir güç Türk çocuklarını kontrol ediyor. Aslında “arif” olanlar elbetteki biliyor. Ama, millet yine de direniyor.
Direniyoruz.
“1683 yılı sonbaharında Türkiye, üç yüzyıl sürecek bir çekilme, gerileme ve çökme devresine girmişti. Viyana kuşatması sebebiyle Avrupa’yı, bir kere daha karşısında birleşik bir halde bulmuştu. Bu defa, tarihinde ilk defa olarak, birleşmiş bir Avrupa’yı yenemeyecek, yenilecekti. Buna rağmen 1769’a kadar daha 86 yıllık bir duraklama devresi yaşayabilecek güçtedir. İspanya’nın, Hıristiyan aleminin Osmanlı İmparatorluğu olan bir devletin nasıl zirveden başdöndörücü bir şekilde yuvarlandığı hatırlanacak olursa, Osmanlı Türk duraklamasının yavaş yavaş tecelli ettiğini kabul etmek gerekir. Bu, şüphesiz Türk Cihan İmparatorluğu’nun temellerinin pek sağlam atılmış olmasındandır. 17. yüzyılın sonlarında henüz Batı medeniyetinin, zirvesini Türkler’in teşkil ettiği Doğu medeniyetine üstün olduğu iddia edilemez. Bu üstünlük, bir asra yakın bir zaman geçmeden gerçekleşmeyecektir. Ancak Batı, üstünlüğünün bütün sebeplerini hazırlamış, bütün imkanları ele geçirmiş veya ele geçirmek üzeredir. Başta okyanuslar üzerinde egemenlik kurması gelmek üzere, Doğu’nun henüz farkına varamadığı birçok değerlere sahip olmuştur. Doğu, pek azametli olan mirasını yemektedir. Bu miras, az zamanda tükenecektir” Türkiye Tarihi, Yılmaz Öztuna Cilt 10 Sayfa 55
Son Yorumlar