Değerli dostlar,
2008 yılında Aktütün Karakolu saldırısı sebebiyle yazmış olduğum yazıda, devletin düşmanlarına karşı hangi tedbirleri alması gerektiği hususunda aşağıdaki önerilerde bulunmuştum.
Şimdi durum 2008 yılına göre daha karmaşık,daha tehlikeli bir hale geldi. O zaman Irak sözkonusu idi. Şimdi Suriye’de, tarihte hep benzerlerinin yaşandığı gibi, korkunç bir savaş yaşanıyor. Halep’in durumunu görüyorsunuz. Bu saldırıları her zaman 21. yüzyıl Haçlı saldırıları olarak tanımlamıştım. Çünkü asıl hedefin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu, Anadolu topraklarını, yani yurdumuzu, Endülüs’te olduğu gibi elimizden almaya çalıştıklarını yazıp durmuştum.
Evet, iddia ediyorum, hedef aynen budur. Hedef Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Hedef, Türk milletinin tapusudur.
2008 yılındaki Aktütün saldırısı nedeniyle kaleme aldığım “öneriler” yazımı, aynen aşağıya alıyorum. O zaman Suriye meselesi yoktu. Irak sözkonusu idi. Bu durumu dikkate alarak okumanızı istirham ediyorum.
Öneriler:
A) Bu bir terörist saldırı değildir. Devletimizin sadece bir terör saldırısı ile karşı karşıya bulunduğunu düşünmek eksiktir, hatalıdır.
B) Saldırılar sadece bir ayrılıkçı örgütün saldırısı değildir. Topyekûndur.
C) ABD’nin, Irak’ta şu anda fiilen söz sahibi bir ülke olduğunu ve Irak’ın kuzeyine hiç zarar vermediğini, üstelik Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerle işbirliği içinde bulunduğunu, Irak’ta Kürt asıllı bir insanın şu anda Cumhurbaşkanlığı makamında oturduğunu düşünerek gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin büyük devletlerle karşı karşıya bulunduğunu, BOP’nin bunun en önemli işareti olduğunu anlamamız gerekir.
D) Şu anda fiilen yaşadığımız olayların gerçekte devlet hayatımızın tarihi bir uzantısı olduğunu, stratejik anlamının düşmanın devletimizi yıpratmak olduğunu, yaşanan olayların tarihte meydana gelmiş savaşların tabii kurallarının aynısı olduğunu ve bu sebeple devletin savaş stratejisi uygulaması gerektiğini, bir savaşın nasıl yapılması gerekiyorsa öyle hareket etmek gerektiğini anlamamız gerekir. Türk Genelkurmayının olayı böyle koymaması halinde, devlet geleneğinin bu şekilde dikkate alınmaması halinde meydana gelen olayların hiçbirisine çözüm bulamayacağımızı bilmemiz gerekir.
E) Bu sebeple yeni bir konsept tespit etmek, yeni stratejiler üretmek, yeniden silahlanmak, orduyu çok büyük savaşa girecekmiş gibi yeniden organize etmek, mutlaka sinsi arka planlar yapmak, yeni senaryolar üretmek gerektiğini anlamak gerekir.
Aman demokrasi elden gitmesin yaklaşımının bu konuyla alakası olmadığı bilinmelidir.
F) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin problemlerinin normal memur zihniyetiyle çözümlenemeyeceğini, hayatını adamış devlet adamı yaklaşımı ile yeni bakış açıları gerektiğini bilmemiz gerekir.
G) Ayrı ayrı zamanlarda yapılan saldırıların gerçekte bir bütünün parçaları olduğunu, bu bütünün kesinlikle karşımıza bir gün çok büyük devletler savaşı çıkaracağını anlamamız gerekir. Terörle ilgili yasaları ülkemize kimler dayatıyorsa, suçluların üzerine fazla gidemeyecek hale getirilişimiz kimler tarafından sağlanıyorsa müstakbel büyük savaşın tarafının onlar olduğunu anlamak gerekmez mi! Türk Genelkurmayı bunu anlama dirayetinden yoksun bulunmamalıdır.
H) Türk Genelkurmayı, medya, siyaset ve sivil toplum kuruluşlarının bu olaya nasıl yaklaşılacağını bir şekilde koordine etmelidir. Gazetelerde çıkan “hadi biz bu 350 kişinin geldiğini görmedik, ABD’nin gözleri de mi, Kuzey Iraklı yetkililerin gözleri de mi görmedi” ve “Bu hareket hastalıklı ruhların hareketidir.” yaklaşımı son derece yanlıştır, tehlikelidir. Köşe yazarlarının bu tarz bilinçsiz yaklaşımlarının tarihi bir perspektife oturtulması bir şekilde sağlanmalıdır.
İ) “Ayrılmak ama nasıl” sorusunu sorup, ayrılmaya çözüm arayanların bir şekilde farkında olmadan devletin temeline dinamit koyduklarını ihtar etmek, medya, siyaset ve sivil toplum kuruluşlarını bu konuda bilinçlendirmek gerekmektedir.
J) İçeride özellikle PKK taraftarı bulunan DTP’nin mensuplarını kesinlikle susturmak, ROJ TV’nin yayınlarına çıkarak oradan devletimize karşı salvolar savurmalarını “demokrasinin gereği” şeklinde yorumlamak, ses çıkarmamak son derece yanlıştır. Ayrılıkçı olmayanlara karşı yönelttikleri “işbirlikçi” suçlamasının Türk ve Kürt vatandaşlar arasında nasıl derin uçurumlar açacağını dikkate alarak kesinlikle bu partinin siyasi faaliyetlerinin kontrol altında bulundurulmasının icap ettiğini anlamak gerekir. Bu parti mensuplarının yaklaşımının Osmanlı Meşrutiyet Parlamentosu’ndaki “ben Osmanlı bankası kadar Osmanlıyım” diyen ayrılıkçı milletvekillerinden farkı var mıdır? Ve Osmanlı Devleti şu anda ayakta mıdır? Düşünmek gerekmez mi?
K) Bir toplum aklına ayrılmayı koşmuşsa kıyamet kopsa da durduramayız. Ama biz Çeklerle Slovaklar gibi, Yugoslavya gibi veya Hindistan Pakistan gibi değiliz. Biz kardeş milletiz. Bölünmek diye bir yaklaşımı kimsenin istemediğini devamlı surette anlatmak ve bu yönde programlar yapmak ve bu programları yazılı ve görsel medyada, eğitim kurumlarımızda kesintisiz olarak sunmak gerekmektedir.
L) Biz bu saldırılar hakkında ve bu saldırıları yapanlar hakkında yerel kaynaklardan bilgi edinebiliyoruz. Bu kaynaklar bilerek veya bilmeyerek sansasyon yapmakta ve olayın gerçek boyutu kaybolmaktadır. Bu sebeple; bu saldırıyı yapanların gücü, uzantıları, kaynakları, halkla ilişkileri, yabancı ülkelerle ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgileri açıkça ortaya koymak gerekmektedir. Saldırganların taşeron olduğunu, bizim vatandaşlarımızla kesinlikle ilgilerinin bulunmadığını, vatandaşlarımızı yanılttığını, içlerinde yabancı unsurların bulunduğunu, Amerikan TIR’larının bunlara cips, Cola taşıdığını, bu malzemelerin mağaralarda bulunduğunu, bunlara silahları da onların verdiğini tüm açıklığı ile ve kesintisiz olarak anlatmak gerekmektedir. Propaganda süreklilik ister. Yoksa “edi bese-onurlu yaşam” sloganı ile bizim vatandaşlarımızı kandıranlar yarın bu halkı yanlarına almayı başarırlarsa işte o zaman Hindistan Pakistan ayrışmasında olduğu gibi 2,5 milyon insanımızı kaybederiz. Bunu iyice anlamak ve her gün Türk Milletine anlatmak gerekir.
Sonuç olarak; yapılan saldırıların gerçekte büyük devletlerin saldırısı olduğunu anlamak ve ciddi devlet politikası uygulamak gerekir. Bu duruma göre herkes sorumluluğunu bilmelidir. Savaş kurallarına göre hareket edilmelidir. Aksi halde devlet yıkılır ve hep birlikte altında kalırız.
Son Yorumlar