Mikdat Topçu | Uyarmak Vatan Borcumdur 58

Müslüman Mahallesinde Salyangoz Satmanın Dayanılmaz Hafifliği
Yurt dışında okuyan oğlum, bana bir link gönderdi. Şöyle diyor:
Babacığım bakın hele şu kadının yazdıklarına!  Meğerse biz aslında yokmuşuz, tepeden gelmişiz buralara kadar.”
Değerli dostlar, bağlantıya bakabilirsiniz. (Bağlantı- Link aşagıdadır) Ayşe Hür adlı bir yazarın Radikal Gazetesi’nde yazdığı bir yazı bu!
Cumhurbaşkanlığı forsuna konulacak 17. Yıldızın yeni kurulan Kürt devletini temsil edip edemeyeceğini araştırıyor.
Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 57 – Anadolu’da At İzi İt İzine Karışmıştır.

  Anadolu’da At İzi İt İzine Karışmıştır.

 Geçmiş yazılarımı okumuş olanlar, ülkemizde bir iç savaşın yaşandığından sürekli olarak bahsettiğimi hatırlayacaklardır.

Kanaatim budur. Ülkemizde maskeli bir işgal vardır. Düşman sinsi, örtülü, şimdilik kamufle etme ihtiyacını duyduğu bir iç savaşı yurdumuzda sürdürmektedir. Bu savaş şu anda 5. Kol faaliyeti olarak yapılmaktadır.

Olayı benim gibi tespit eden bir gazeteci ağabeyim bu konuda şu tespitleri yapmaktadır:

Evet, örtülü ve açık savaş halindeyiz aslında; servislerin Türkiye’ de hâkimiyet savaşları var.Her yerde Amerikalı uzmanlar, adı uzman ABD özel ajanları hepsi. Türkiye masası uzmanı adamlar!

Bir savaş halindeyiz bu savaşta tank, top, tüfek, piyade yok bu savaşta ajanlar, uzmanlar var. Vatikan var, İsrail var, Fransa var, İngiltere var, Çin var, İran var, sermaye var!

Bu savaşta patrikhane var, Ermeni kilisesi var, Süryaniler var, Yezidiler var, Zerdüştler var.
Bir savaş yaşanıyor ülkemde taşeronlar 
önde servisler arkada, gizlendikleri yerler vakıflar, şirketler, yardım kuruluşları,dini kurumlar, iş adamı dernekleri, gazeteler, televizyonlar!” (RefikKeser-millirefleks.com)

Savaşlar; bir kurmay planlama sonucu, bir strateji sonucu olarak ortaya konulur ve uygulanır. Savaş; savaşı yapan ülkenin, hedefini siyaseten, yani politik olarak elde edemeyince başvurduğu son çaredir. Savaşlar, siyasetin uzantısı olarak yapılırlar.

Savaşlar,yüzde elli oranında barış zamanında kazanılmaktadır.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 56 – İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN BİZİ HELAK EDER MİSİN ALLAH’IM!

İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN BİZİ HELAK EDER MİSİN ALLAH’IM!

Başbakan dün akil adamlara yönelik konuşma yapıyordu. Televizyonun karşısına geçtim, baştan sona izledim.

Malazgirt Savaşı’ndan, Çaldıran Zaferi’nden, Türk İstiklal Savaşı’ndan bahsediyordu. Dikkat kesildim. Hayret ettim!

Biliyorsunuz aynı savaşlardan Abdullah Öcalan da bahsediyor. Meğer sebebi neymiş değerli dostlar, biliyor musunuz? Bu savaşların hepsinde Kürtler Türklere yardım etmişler, zaferler kazanıldıktan sonra Türkler Kürtlerin hakkını vermemişler.

Başbakanın bu savaşları dile getirmesinin asıl sebebi buymuş meğer! İnanamıyorum Vallahi! İnanamıyorum. Kulaklarıma inanamıyorum.

Ha! Bir de “helalleşme” konusunu dile getirdi. APO da helalleşelim diyordu ya! Neyse!

Başbakan konuşma yaptıktan sonra televizyonlara şöyle bir baktım. Ne kadar Ermeni, dönme, hain, gafil, cahil varsa hepsi televizyonlarda bir güzel aklanıyorlardı. Bir bakıma “ibra” ediliyorlardı. Aman Kürtleri kızdıracak, kışkırtacak hareketlerden kaçınalım diyorlardı. Yarabbi! Sen aklıma mukayyet ol! Meğer çok çileler çekmişler! Adı Robert’miş de, Türk devletinden zulüm görmesin diye babası ona Mehmet adını vermiş!

Bu topraklardaki hukukun bin senedir Türk milletinin hukuku olduğunu unutuyorlar.

E onlar unutuyor olabilirler! Bizim çocuklarımızın kendi haklarını, milletimizin kendi hükümranlığını unutmasına ne dersiniz? Bunu kabul edebilir misiniz? İşte sorun burada zaten!

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 55 – Önemli Bir Durum Muhakemesi

 Önemli Bir Durum Muhakemesi

Düşüncelerimiz acaba hangi bilgi kaynaklarından besleniyor?

Kafamızda olgunlaştırdığımız düşüncelerin ana kaynağı hangi haber ajanslarının haberleri!

Biz, aynı milletin çocukları olarak, aynı olayların yorumunu, birbirine tam 180 derece zıt, nasıl yapabiliyoruz?

İtikattaki ana bilgi kaynaklarımız aynı. Bundan hiç şüphemiz yok. Kur’an, Sünnet, İcma’ı Ümmet, Kıyas-ı Fukaha. Tamam. Kesin bilgi kaynaklarımız bunlar. Ancak, nasıl oluyor da bu kaynakların verilerini bile taban tabana zıt yorumlayabiliyoruz? 1400 yıldır elimizde bulunan, her türlü tahriften azade Kuran’ın bazı hükümleri konusunda bile bizi tenakuza düşüren şey nedir? Bu nasıl bir iştir? Biz 1400 yıldır hala bu meseleleri çözemedik mi?

Hayır! Bu meseleleri çözdük çok şükür. Çok da tecrübe kazandık. Neyse ki, dini konular, mezheplerle ilgili ayrılıklar bizi bir çatışmaya şimdilik götürmüyor. İnşallah da hiçbir zaman götürmez.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 54 – Bütün Vatanseverler Birleşiniz

Bütün Vatanseverler Birleşiniz

Ülkemizde gelişmekte olan olaylar karşısında endişe duyan büyük bir kitlenin varlığı inkâr edilemez.

Bu kitlenin büyük bir kesimi, içinde bulunduğu parti, dernek veya sivil toplum kuruluşlarının bu saatten sonra kendisi için fazla bir şey ifade etmediğini, gelinen noktanın vatanımızın geleceğini belirleyen önemli bir nokta olması sebebiyle, artık ortak bir aidiyet duygusu ile hareket etmek gerektiğine inanan bir kesimdir.

Bu hafta içinde anayasadan Türk kelimesinin kaldırılmaması yönünde ortak bir paydada buluşan büyük bir aydın kesimin bu girişimi milletimiz için ümit verici olmuştur.

Aslında buna benzer birçok değişikliğin yapıldığını, milletin gönlünde ve vicdanında yer etmiş birçok değerin teker teker yıkıldığını, bu büyük değişikliği yapan kurmay ekibin, toplum mühendislerinin, kılı yağdan çeker gibi, hissettirmeden, toplumun bütün değerlerini değiştirdiğini görmek gerekir.

Eski sistemin bütün değerlerinin bir kâğıt gibi buruşturulup atılarak, yerine yeni bir sistemin kurulmaya çalışıldığını, toplumumuzun büyük bir kesimi henüz anlayamamıştır. Evet, bir değişiklik olmaktadır ama bu değişikliği yapanların kimliğine bakarak, yapılanların muhakkak devletimizin menfaatine yapılmakta olduğunu düşünerek kitle ses çıkarmamaktadır.

Muhakkak ki, yapılanların sistemli bir şekilde devletinin yıkılmasına sebep olduğunu anladığı anda toplum büyük bir tepki verecektir.

Kazana konulan suyun içindeki kurbağanın, suyun kaynaması anına kadar mevcut ortama yavaş yavaş alışması gibi bir olay bu!

Kelime-i Tevhid’den “Muhammeden Resulullah” ı kaldırdılar (ilkokul kitaplarında) ses çıkarmadık. Türk bayrağı demeyelim, devlet bayrağı diyelim, dediler, ses çıkarmadık. Dağlardan “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerini kaldırdılar, ses çıkarmadık. And’ımızı kaldırdılar ses çıkarmadık. Anadolu’da bir İstiklal Savaşı yapılmamıştır, dediler ses çıkarmadık. Kürdistan dediler, eyalet dediler, özerklik dediler, sayın dediler, sıfır sorun diyip bütün komşularla problem yarattılar ses çıkarmadık. Ordumuzu dize getirdiler ses çıkarmadık. Kozmik odaya girdiler, ses çıkarmadık.  Sivil savunmanın bütün planlarını, bütün sivil savunma personelinin kimliklerinin herkese açık mahkeme dosyalarına koydular ses çıkarmadık. Bedrin arslanları ile Çanakkale şehitleri bir mi, dediler, ses çıkarmadık. İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy için “1400 yıllık İslam geleneğini bozan bu adam Müslümanlara örnek bir şahsiyet olarak sunulamaz” dediler, ses çıkarmadık.

Bu liste böyle uzayıp gider.

Biliyorsunuz ki, çok güzel bir hikâye vardır. Mahallenin bakkalını götürdüler, ses çıkarmadık, kasabını götürdüler ses çıkarmadık, papazı, öğretmeni götürdüler ses çıkarmadık. Ama bir gün gelip bizi götürdüler. Baktık ki arkamızda bizi destekleyecek kimse kalmamış.

Bizim olay tıpkı buna benziyor.

Şu anda bizim milletimize bu olay şaka gibi geliyor. Çünkü idareciler büyük bir toplum mühendisliği programı uyguluyorlar. Arkalarında bu projeyi destekleyen büyük milletler var. Hâlbuki bu büyük milletler şu anda 21. Yüzyıl Haçlı Savaşları’nı yapıyorlar. Milletimize 2. Sevr’i dayatıyorlar. Henüz idarecilerimiz bunun farkında değiller. Dolayısıyla bu idarecilerimizi destekleyen milletimizin büyük bir kesimi bu olayın farkında değil.

Her şeye rağmen milletimizin bu hükümete desteğini sürdürmesi, kesinlikle yapılan değişiklikleri devletin menfaatine uygun olarak yaptıklarına inanması sebebiyledir. Milletimiz burada bir “hin”lik olduğunu anladığı anda, tutumunu değiştirecektir.

Toplumun diğer kesimi ise kendisine “kırmızı çizgi” çizmiştir. “Vatan tehlikededir!” diye düşünüyor.

Bursa mitinginde “Öl de ölelim, vur de vuralım!” tarzındaki slogan aslında büyük bir kararın ve büyük bir endişenin karşılığıdır. Bahçeli’nin “Onun da zamanı gelecek!” tarzındaki cevabı, unutulmamalıdır ki bu kalın kırmızı çizginin, büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğumuz düşüncesinin kesin bir ilanıdır.

Ulusalcı kesim keza böyle düşünmektedir.

Milletimizin tehlikeyi görebilmesi ve bir araya gelmesi, aydınlarımızın durumu erken fark ederek, sesini yükseltmesi ve harekete geçmesiyle doğru orantılı olacaktır.

Ankara’daki 300 kişinin ortak hareketi yeterli olmamıştır. Ne kadar haklı olursak olalım, görülüyor ki haklı olmak, vatan parçalamaya niyetlenmiş 5. Kol güçlerini durdurmaya yetmiyor. Nitekim imzadan sonra o hareketi destekleyecek hiçbir şey yapılamamıştır. Aydınlar, basında yeterli desteği bulamamıştır.  Bulamaz da.

Bu sebeple şunu düşünmeliyiz, karşı karşıya kaldığımız olay dünya çapında bir olaydır. Gerçekte büyük bir savaşla, büyük bir düşmanla karşı karşıyayız. Büyük bir savaşı kazanmak için ne yapılması gerekiyorsa o şekilde teşkilatlanmalı ve büyük bir yürüyüş başlatılmalıdır.

İmza gününün hemen akşamında, bütün televizyonlarda, olmadık insanların eleştirisi, bildirgeye imza atanların toplum nezdinde itibarlarını sıfıra indirmiştir.

Mustafa Destici imzasını çekmiştir. Halil İnalcık “kandırıldı” diye haber yapılmıştır.

Hilal Kaplan’lar, Mümtazer Türköne’ler, Ahmet Taşgetirenler, Gülay Göktürkler, Taha Akyollar, hemen televizyonlara fırlamış “”Aman Kürtleri” kışkırtıcı hareketler yapmayalım” diye milleti ikna etmeye çalışmışlardır.

Gazete köşelerinde olmadık yalanlarla, hezeyanlarla milletimizin zihnini iğfal etmişler, milletimiz daha ilk günde “Ne demek şimdi bu?” diye ikileme düşmüştür.

Bütün İslam aleminin ve Türk aleminin ümidi olan Batı Türk Hakanlığı mensubu milletimiz bu alçak savaş stratejilerini bozacaktır.

Ancak, milletimizin ve devletimizin hayatını savunurken, büyük bir düşmanla karşı karşıya bulunduğumuz anlaşılmalı. Bir milli uyanış hareketi başlatılmalıdır. Bu hareket;  üstün bir askeri bilgi, milli direniş sanat ve bilgisi ile donanmış rehberlerin öncülüğünde olmadır. Milletimizin bu büyük hareketi sevk ve idare edecek bilgisi ve tecrübesi vardır.

Ortaya çıkan aydınların elbette böyle bir niyeti yoktu.

Milletimizin acil ihtiyacı olan şey, doğru bir metod, üstün bir strateji bilgisi ile öne çıkacak rehberleri derhal bulmaktır. İhtiyaç budur.

Bunun için önerim şudur. Mutlaka ve mutlaka “Büyük Milli Cephe” oluşturalım.

Direnişimizi, düşmana karşı koyuşumuzu milli bir protestoya dönüştürebilmek için, bu büyük yürüyüşü sevk ve idare edecek rehberleri ortaya çıkarmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Herkes ne iş yaparsa yapsın, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi partinin başında olursa olsun, mutlaka Büyük Milli Cephe’de buluşmalıyız.

Bu durum, tarihin, aklın bize yüklediği bir görevdir.

Bütün vatanseverleri BÜYÜK MİLLİ CEPHE’yi oluşturmaya çağırıyorum.

Uyarmak vatan borcumdur.

01.04.2013

 

 

 

Uyarmak Vatan Borcumdur 53 – Türk Milletine Çağrı

“Türk Milletine Çağrı”
Son Batı Türk Hakanı Maraşal Mustafa Kemal Siperde..
Türk aydınlarının bir araya gelerek, anayasa değişiklikleri konusunda iktidara yaptığı:   “Türk Milletine Çağrı” olayı ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli dostlar,
Malumunuzdur ki, yıllarca Türk milletinin uyanışı için düşüncelerimi açıklamaktayım. Uyarmak vatan borcumdur başlığı altında yazılar yazmakta, uyarılar yapmaktayım.
Vatan bölme faaliyetleri karşısında ortaya koyduğum “infial”derecesindeki isyanımın, vatanımızın tehlikede olduğu düşüncesinin, bendenizde bir ‘paranoya!’ olmadığını bu vesile ile anlamış bulunuyorum. Bunun için Allah’a hamd ediyorum.
Nihayet zurnanın en son deliğine gelindiğini milletimin aydınları da anlamıştır. Şükürler olsun!

Uyarmak Vatan Borcumdur 52 – Üzgünüm

Üzgünüm

 

Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!

Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa,

Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa.

Mehmet Akif Ersoy

 

Artık herkes kabul ediyor ki, ülkemizde meçhule doğru muazzam bir dönüşüm hareketi vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mevcut yönetim tarafından başka bir âleme doğru yola çıkarılmıştır. Tarihin karanlık tünelinden geçiş süreci bütün hızıyla devam etmektedir.

Uzun zamandan beri yazdığım “Uyarmak Vatan Borcumdur” başlıklı yazılarımda bu dönüşümü anlatmaya çalışıyordum. Bu yazılarımda, özellikle Türk milletinin çocuklarının bu dönüşümde vebal almamasını, çünkü bu dönüşümü Türk milletinin bizzat kendisinin istemediğini yazmıştım. En önemlisi, gerçeklerin Türk milletinden gizlendiğini anlatmaya çalışmıştım.

Gelinen noktada, sevinçle görüyorum ki, Türk aydınında bir uyanış başlamıştır. Bir kısım akademisyen bu kötü gidişe dur demek için harekete geçmiştir. Şükürler olsun.

Yapılan parti mitinglerinde, toplantılarda, yürüyüşlerde, protestolarda dile getirilen konuların, ülkemizin gerçekten uçurumun kenarına getirildiği dile getirilmektedir. Bu durum bizim için bir ümit kaynağıdır.

Ancak, acaba atı alan Üsküdar’ı geçmiş midir? Bilmiyorum.

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan üç olay beni büyük bir ümitsizliğe düşürmüştür.

Birincisi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı ve 8 Mart 2013 günü gazete sayfalarına yansıyan “çalıştay”dır. Özellikle bu çalıştay, alınan kararların içerdiği stratejik hedefin kimlerin hedefi olduğunu düşününce, beni büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır.

Çalıştayda alınan, milliyetçilik törpülenmelidir, Kürt dili yaygınlaştırılmalıdır, Kürtçe vaazlar verilmelidir vs. gibi kararları, Kürtlerin ülkemizde yaptığı savaşın sonucu olarak kabul edildiğini bir noktaya kadar anlamak mümkün.

Ama bir madde var ki çalıştayda, bu çok tehlikelidir.  Türk Silahlı Kuvvetleri, bir strateji kurumu olarak, bir kurmay düşünce kurumu olarak, devletin birlik ve bütünlüğünü sağlamak için Türk milletinin gözbebeği bir kurum olarak, bu hatayı yapmamalıydı. Çalıştayda alınan bu karar milletimizin moralini çökerten, Türk Silahlı Kuvvetlerine güveni azaltan bir karardır.

Karar şudur: “Eski yer adlarına hızla dönülmelidir”.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, 8 Mart 2013 günü gazete sayfalarına bile yansıyan çalıştayında aldığı bir kararlardan biridir bu.

Bu ne demektir?

Yer adlarının, bir milletin kendi dilinde olması, o yerlerin o millete ait olduğunun en büyük kanıtıdır. Sultan Alparslan’ın hocasının Alparslan’a yaptığı bir tembihi hep anlatırım. “Oğlum, büyüyeceksin, Sultan olacaksın, topraklar alacaksın. Aldığın toprağın adını hemen değiştir. Adını değiştirmediğin toprak senin sayılmaz!”.

Ülkemiz, bulunduğu konum insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin beşiği olan, bu sebeple sık sık el değiştiren bir coğrafyadadır. 41 bin tane yer adının tartışmalı olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Türkler, gelmiş, milyonlarca şehit vermiş, bu toprakları almış ve yer adlarınıı değiştirmiş. Bu toprakların tapusunun kendisine ait olduğunu iyice tescillemiş.

Ancak, şimdilerde bir çözülme dönemine yeniden girildiği için,  eski Rum, Ermeni ve Kürt yer adları yeniden geri verilmeye çalışılmaktadır. 1960 İhtilalı’ndan sonra değiştirilen yer adları, şimdi yeniden eski haline getirilmeye çalışılıyor. 2002 yılına kadar buna müsaade etmeyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri, 2002 yılından sonra başlayan “karşı akım” sayesinde yeniden eski isimlerin kabul edilmesi yönünde çaba göstermektedir. (Bu hususta TESEV sitesinde yayınlanan Hayali Coğrafyalar ve Yer adları-Sevan Nişanyan adlı kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.)

Şimdi, karşı akımı temsil eden siyasi erk ve tabii ki bu siyasi erkin kontrolünde olan Türk Silahlı Kuvvetleri, eski yer adlarının geri verilmesi yönünde irade ortaya koymaktadırlar. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çözülme sürecine girdiğinin en önemli bir göstergesi olarak karşımızda durmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin böyle bir hataya düşmesi, gerçekten Türk milletinde büyük bir ümitsizlik meydana getirmiştir.

İkincisi, elbette ki 21 Mart’ta Diyarbakır’da yaşanan Nevruz kutlamalarına kazandırılan anlamdır. Oradaki Kürt duruşu beni dehşete düşürmüştür. Öyle ki, 75 yaşındaki kayınvalidem bile bu durumu devlet için büyük bir yüz karası olarak nitelendirmiştir. “Çok ayıp bir şey!” diyebilmiştir sadece.

Üçüncüsü, yine bu çözülmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan vahim bir durumdur.

Olay şudur:

Cübbeli Ahmet Hoca (Ahmet Enünlü), daha önceleri “Diyalog” konusunda son derece hassastı. Ve bu diyalog konusunun İslam’ı fesada sürükleyeceğini, diyalogculara dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyordu. Dua ediyordum. Çok doğru söylüyordu.

Ancak, bir gün nasıl olduysa Cübbeli Ahmet Hoca tutuklandı. Hapse atıldı. Yaklaşık bir yıl yattı ve tahliye edildi.

Tahliye edilince, yayın yapmadığını gördüğü “Arifan” dergisinin bu durumuna üzüldü. Demek ki eline büyük bir imkan geçti, Arifan dergisinin ismini Lalegül olarak değiştirerek yayın hayatına soktu! Bu durumu da “Arifan dergisinin basılmaması üzerine” adlı bir yazısında izah etti.

Elimde Lalegül dergisinin Mart 2013 ‘te yayınlanan 1. (birinci) sayısı var.

Ve bu sayıda Şamil Şeyhoğlu imzasıyla yayınlanan bir yazı var. “Mehmet Akif’in Öbür Yüzü”.

İstiklal Marşı’nın yazarı, Çanakkale Şehitleri’nin yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy’un bazı şiirlerinden örnekler verilerek, Akif’in Müslümanlara örnek bir Müslüman olarak sunulamayacağını yazmaktadır yazar.

Şöyle buyuruyor sayın araştırmacı:

“Değerli okuyucular! Mehmet Akif’in dindar olup olmadığı ve ne kadar dindar olduğu şimdi bizim meselemiz değil. Çünkü o artık Allah c.c. huzurunda gitti. Öbür taraftaki hali ise meçhulümüz. Yukarıdaki mısralardan dolayı tevbe etmiş midir? Etmemişse hesabını Allah’a c.c. verebilmiş midir, bilmiyoruz.

Fakat üzerinde durulması icap eden nokta, Akif’in, 1400 yıllık İslami birikimi kökten sarsıcı ve Müslümanlıkla asla bağdaşmayan şiirleri ortada dururken, günümüzde onun dindarlara örnek bir Müslüman olarak sunulmasıdır. Oysa Akif’in yukarıdaki mısraları Müslümanların imanını ifsad etmeye yeter.”

1966 yılı baskısı olan Safahat’tan ilgili şiirleri okudum. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un içinde bulunduğu, tabii ki ülkemizin içinde bulunduğu bu dehşet tablosunu karşısında Akif gibi bir şairin duygu dünyasına hayali bile erişemeyecek olan bu derginin yazarının, bu hezeyanları nasıl arka arkaya dizdiğini merak ediyorum. Sadece eleştirdiği şiirlerin tamamını bile okumuş olsaydı bu eleştiriyi yapamazdı!

Korkma! Diye başlamıştı. “Korkma” düşüncesinin “La tehzen İnnellahe meana” dan kaynaklandığını acaba öğrenmemiş mi sayın yazar! (Mağarada Hz. Ebubekir’e Peygamber efendimiz; Korkma, Allah bizimledir, demişti.)

Tabii ki maksat bağcıyı dövmektir!

Mehmet Akif gibi büyük vatan şairinin, “Şu ezanlar ki, şahadetleri dinin temeli” diyebilen bir şairin hakkında bu düşüncelerin yazıya dökülmesi, Müslüman Türk okuyucusuna ulaştırılması beni gerçekten dehşete düşürmüştür.

Bu demektir ki, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” diyen Mehmet Akif Ersoy’u milletimizin zihninde mahkûm etmek isteyen mihraklar var. Ve bu mihraklar derginin sahiplerini bir şekilde “te’dip” ederek bu yazıyı yazmaya mecbur etmişlerdir.

“Ya İlahi bize tevfikıni gönder! Amin!

Doğru yol hangisidir, millete göster! Amin!

Ruh-u İslam’ı şedaid sıkıyor, öldürecek,

Zulmü te’dip ise maksud-u mehibin, gerçek.

Nare yansın mı beraber bu kadar mazlumun

Bîgünahız çoğumuz, yakma İlahi! Amin!  Safahat, 1966, Sayfa 187

 

Tabii ki, bu yazı, çok zorlama bir yazı. Birilerinin talimatıyla yazıldığı açıkça belli oluyor. Yazar not olarak yazısının en sonuna şu notu düşmüş:

“Not: Bu makaledeki bilgililerin bir kısmını gönderen, ismini bilmediğim kardeşimize teşekkürlerimi arz ediyorum.”

Ya Rabb! Mahşerde mi biçarelerin yoksa felahı!

Türk milletinin düşmanlarının basın ve yayın hayatına nasıl tesir ettikleri, basın hayatımızı nasıl “mütareke basını” günlerine çevirdiklerini gördükçe dehşete düşmemek mümkün olmuyor.

Bütün vatanseverleri, ülkemizin içinde bulunduğu şartların 1918 ‘den daha zorlu olduğunu düşünmeye ve uyanmaya çağırıyorum.

Bütün vatanseverler uyanınız.

Uyarmak vatan borcumdur.

27 Mart 2013

 

 

 

 

UYARMAK VATAN BORCUMDUR 51 – Tarihin Kodları

Tarihin Kodları

            Ülkemizde gelişen bugünkü olayları tarafsız bir şekilde analiz etmek için tarihin kodlarına iyece bir bakmak gerekiyor.

Dinamik bir analiz metodu (tahlil metodu) olmayanların, tarihin kodlarını bilmeyenlerin, gelişmekte olan olayları doğru izah etme imkânları yoktur.

İyi bir araştırma yapıldığında görülecektir ki, milletler bu gün de, tarihî geçmişin kurallarına uygun olarak, hala “medeniyetler çatışması” içinde bulunmaktadırlar. Çünkü “farklı medeniyetler bulunduğu sürece mutlaka çatışma olacaktır”. Bu kaçınılmazdır.

Halen içinde yaşadığımız gelişmeler, insanlık tarihinin bu kanuna tıpatıp uygundur.

“Batı ile Doğu arasındaki münasebetlerin tarihi, büyük ilerleme ve itilme hareketlerinin tekerrüründen ibarettir.

-Asya’nın ilerleyişi, Med harpleri ile durdurulur.

-Sonra Makedonya ve Roma karşı taarruza geçer.

-VII. Asırda Müslüman ilerleyişi vardır.

-X. Asırda Bizans’ın karşı taarruzu vardır.

-XI. Asırda Selçuklu Türklerinin ilerleyişi XII. asır HAÇLI SEFERLERİNİ  doğurur.

Osmanlı Türklerinin Bursa’dan Viyana’ya uzanan XIV. Asırdan XVII. Asra kadar olan ilerleyişi, 1912’de nihayet Edirne’ye kadar çekilmeleri ile neticelenir.”

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 50

Eyvah bu baziçede yine yandık

Zira ki, ziyan ortada, bilmem ne kazandık

Ziya Paşa

Değerli dostlar,

Hiçbir şey, artık hiçbir şey önemli değil!

Devletimiz bir savaş daha kaybetmiştir.

 

Tamam, devletimiz savaşı kaybetmiş olabilir. Ama derler ya; “Dinime küfreden bari Müselman olsa!”

Ağırıma gidiyor.

“Bu savaşı kaybettiniz, ama üzülmeyin. Bakın artık barış içinde bir arada yaşayacağız. Daha büyük bir devlet olacağız Ortadoğu’da! Bundan sonra artık ideoloji, fikir ve siyaset konuşacak!” diye milleti kandırmak için televizyonlara çıkarılan insanların, sahtekârlığı, riyakârlığı, satılmışlığı, yabancılığı ve ihaneti yok mu? Benim ağırıma asıl bunlar gidiyor biliyor musunuz?

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 49 – Bin Yıllık Tarihimizin En Büyük Krizi

“Bin Yıllık Tarihimizin En Büyük Krizi”

Yukarıdaki başlık rahmetli Durmuş Hocaoğlu’nun bir makalesinin başlığıdır.

“Kriz” kelimesi genellikle şöyle tarif edilir: Kriz; normal bir gidişin anormal hale gelmesidir.

“Bunalım veya buhran” kelimelerinin de benzer tarifleri yapılır sosyolojide.

İdeolojinin ve eşyanın kanunlarına aykırı davranmakta ısrar edilirse toplumlarda “bunalım-buhran” meydana gelir.

Her iki kelime de ülkemizin bugün içinde bulunduğu duruma uymaktadır.

Sonraki Sayfa »